Warning: file(http://www.altinoktaonalti.com/catchmeifyoucan.txt): failed to open stream: HTTP request failed! in /home/guzelguzelsoz/public_html/wp-content/themes/modaportalplus/functions.php on line 37

Warning: Invalid argument supplied for foreach() in /home/guzelguzelsoz/public_html/wp-content/themes/modaportalplus/functions.php on line 39

Oyuncak Metni Etkinlikleri Çözümü 5. sınıf Türkçe Ders Kitabı MEB Yayınları

Oyuncak Metni Etkinlikleri Çözümü 5. sınıf Türkçe Ders Kitabı MEB Yayınları

1, TEMA

HAZIRLIK ÇALIŞMALARI

  1. Metnin başlığı ve görselleri size neler çağrıştırıyor?
  2. Unutamadığınız bir oyuncağınız var mı? Anlatınız.

Metni noktalama işaretlerine dikkat ederek sesli okuyunuz.

 

 

OYUNCAK

 

Kızımla torunumun evden çıkmasını bekliyorum. Pencereden dışa­rı bakıyorum, onlar gözden kayboluncaya kadar. Sonra hemen torunu­mun odasına giriyorum, dolabı açıyorum. En sevdiğim, elektrikli tren. Özene bezene rayları yerleştiriyorum; lokomotifi, vagonları koyuyorum rayların üstüne; basıyorum düğmeye. Sahici lokomotif gibi… Çuf çuf çuf! Uzanıyorum yere; trenin gidişini, istasyonda duruşunu, sonra yeniden hareket edişini, arada bir lokomotiften “düüt” diye düdük sesi çıkarma­sını seyretmek o kadar hoş oluyor ki… Çuf çuf çuf! Bayılıyorum torunu­mun oyuncak trenleri ile oynamaya. Altmış yaşını çoktan geçmiş birinin, oyuncaklarla böyle oynaması garip gelebilir çoğu kişiye. Belki de ger­çekten öyle. Oyuncaklarla oynamak aslında çocukların hakkı. Ama ne yapabilirim? Bu yaşta olmama rağmen ben de seviyorum oyuncaklarla oynamayı! Trenden sonra taş bebeği alıyorum. Anahtarını kurup yere koyuyorum. Tıpkı canlıymış gibi tıpış tıpış yürüyor bana doğru. Masmavi gözleri, sapsarı saçları var. Yatağına yatırınca gözleri kapanıyor. Karnına basınca “Mama!” diyor, canlı gibi. Elbiseleri de öylesine hoş ki! Başında fiyonklu bembeyaz bir de kurdelesi var. Sonra helikopteri çalıştırıyorum.

Yüksekten bir bırakıyorum aşağı, hoop! Sahici helikopter gibi ses çı­karıyor. Pervanesini döndüre dön- düre süzülüp yere iniyor.

Hep kızımla torunumun evden çıkmalarını gözlüyorum oyuncak­larla oynamak için. Bayağı seviniyo­rum onlar evden ayrılınca. Kızımın, torunumun yanında oynamaya doğrusu utanıyorum. Onların evden çıkmalarını bekliyorum, dört gözle bekliyorum.

Arada bir dışarıya bakıyorum, kızımla torunum geliyorlar mı diye. Bir keresinde öylesine dalmış­tım ki elektrikli trenle oynarken gelişlerini fark edememiştim. Kızım beni yere yatmış, trenle oynarken görünce katıla katıla gülmüş; bana, “Ne o baba, çocukluğa mı özendin?” diye takılmıştı. Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

O günden sonra çok dikkat ediyorum bir daha suçüstü yakalanmamaya. Bu yüzden sık sık dışarı bakıyorum gelen var mı diye. Gelen filan yoksa treni çalıştırıyorum, bebeği yürütüyorum, helikopteri uçuruyorum. Leğene su doldurup oyuncak deniz motorunu yüzdürüyorum, pat pat pat! Yani öyle bir güzel oynuyorum ki işte o kadar olur! Çocuklar gibi… Her şeyi unutuyorum. Dizlerimdeki o acımasız romatizma ağrılarını bile… Her şeyi unutuyorum oyuncaklar arasında.

Biliyorum, benim yaşımda birine aykırı iş, böyle çocuklar gibi oynamak. Ama ne yapayım, elimde değil! Bir yanım çocuk kalmış! Çocukluğumsa çok, çok uzaklarda kaldı. Kaybettim gitti onu! Elektrikli trenlerim, yürüyen, konuşan taş bebeklerim filan olmadan!

İşte bu yüzden efendim işte bu yüzden. Onlar gidince hemen oyuncakların bulunduğu dolabı açıyo­rum. Oyuncakları ortaya çıkartıyorum. Oynuyorum… Oynuyorum…

Benim, çocukluğumda hiç oyuncağım olmamıştı!

Yani böylesine oyuncaklar; elektrikli tren, yürüyüp konuşan taş bebek, helikop­ter gibi. Oynardım tabi çocukken. Ne mi oynardım, neyle mi oynardım? Böyle şeyler yoktu benim çocukluğumda.

Aşık oynardım. Hani şu koyunların bacaklarından çıkan kemik var ya, işte onunla. Aşığı kırmızı, çıkmaz boyaya boyardım. Şişkin yanına “tek”, içeri göçük yanına “aç”, bir fasulye kesitini andıran yanına “bey”, düzce olan yanına “eşek” derdik. Elimize alıp havada döndürerek yere atardık aşıkları. Us­talık “bey” yanını üste gelecek biçimde, aşığı yere oturtabilmekteydi. Sonra tahta­dan kılıçlar, söğüt dalından atlar yapıp askercilik oynardık. Şarkılar söyleyerek “Girit bizim canımız, feda olsun kanımız.” diyerekten. Birdirbir oynardık, beştaş oynardık, köşe kapmaca oynardık, uzuneşek oy­nardık. Ama torunum gibi böylesine “çuf çuf” diye işleyen elektrikli trenim, yatınca gözleri kapanan taş bebeğim, helikopterim, leğende “pat pat” diye yüzen deniz motorum yoktu! Kendi oyuncağımızı ken­dimiz yapardık! Acı kavun denen bir bitki vardır. Onlara kibrit çöpü batırıp ayak, burun, kulak, boynuz takardık. Takardık da sözde inek yapardık. Komşumuzun oğlunun kurşun askerleri vardı bir tek. Onlarla da oynardık. Nişan alan, yürüyen, selam duran kurşun askerler. Torunumun da var böyle askerleri. Ama kurşun asker değil. Plastikten yapılmış! Onlarla oynamasını sevmiyorum!

Anlamıyorum, niçin o güzelim kurşun askerleri plastik yaptılar?

Erdoğan TOKMAKÇIOĞLU

5.sınıf Türkçe Ders Kitabı etkinlikleri Oyuncak Metni Sesli Video konu anlatımı

 

Facebook Yorumlar