SAİD PAŞA İMAMI (SAFAHAT’TAN ÖYKÜLER)

SAİD PAŞA İMAMI (SAFAHAT’TAN ÖYKÜLER)
ÇOCUK HİKAYELERİ 9 Aralık 2016 164 defa okundu 0 yorum

SAİD PAŞA İMAMI

Akşamın kızıl tülleri ufuklardan evlere doluyor. Birazdan avizeler coşar, kandiller köpürür; bir ışık çağlayanı ufuktaki kızıllık ile birleşip her tarafı renk ile donatır.

Yalının açık pencerelerinden rengarenk ışıklar vuruyor içeri. Kırmızı, yeşil, mavi fenerlerle donanmış kıyılar, ayın ışıklarıyla sulara dalmış, par par yanıyor. Dalgalarda sekerek ilerleyen tekneler, şahin gibi yüzlerce küreğin ortasında süzülerek kıyıya yanaşıyor.

Rıhtımın taşları, zümrüt gibi, sanki İran halısı… Suda bitmiş çemen, üstünde de Sultan yalısı. Bir taraftan kıyıya yanaşan teknelerden inen insanlar saf saf saraya dökülüyor, ardından kıyıya akın eden tekneler bir bir yaklaşıyor…

Teknelerden inen renk renk başlar… Fes külahlı, sarıklı, yazmalı, hotozlu… Mavi boncuk, oyanın türlü türlüsü, dal dal yemeni…  Mahşer gibi bir kalabalık… Çoğu davetli değildir bile, ama kime ne? Bu herkese açılmayan kapılar, şimdi açık her gelene. 1 Avlu, dış bahçe, derken harem bahçesi doluyor birden. Etrafa yayılan baygın, ılık bir 1 buğu, bir tatlı duman… Tütsüyü kokladıkça sinirler gevşiyor, herkeste bir mestlik…  Orta katlar ve sofalar davetlilere ayrılmış. Oradakiler farklı bir merasime tabi tutuluyor.! Sofraları ortalık yerde değil bir kere. Kalkıp oturanlar hep ağırbaşlı kimseler.

Derken çifte ezanlar veriliyor, yazma  seccadeler boy boy yere seriliyor. Herkes kıbleye yönelip namaza duruyor, niyazlar aminlere karışıyor.

Valide Sultan işaret ediyor:

“Artık başlayın mevlide!”

“Mevlidi okuyacak Hoca henüz teşrif etmediler efendim.”

“Sordurun. Nerden gelecekti?”

“Üsküdar’dan gelecekti sözde. Geleceğin yer, Valide Sultan’ın yalısı be adam. Madem böyle yapacaksın, bari söz verme…”

O sırada Hocayı tanıyan bir davetli söze karıştı:

“Adam sen de, nerden buldunuz o meczubu! Bence kerametin ta kendisi gelmediği. Şu ilahicilerin hepsi ondan iyi okur.”

“Bilemem. ‘İyi’ dediler… Ilahicileri de dinlediniz ya…”

“Evet, çok güzel…”

Bir başka davetli diyor ki:

“Ama hazretle karıştırmaya gelmez.”

“Öyle mi?”

“Öyle ya. O bülbüle eş bulunmaz!”

“Pek uçurdun a beyim!”

“Yok, benim uçurmama gerek yok, o uçar… Gelse de Valide Sultan da görse…! Niye gelmedi acaba?”

“Beklemek boşuna. Yatsı geçeli epey oldu, 1 ne gelen var ne giden!” ,

O sırada Harem ağasından haber işitildi:! “Okuyun, beklemeyin!” buyuruyor.

“Galiba Valide         Sultan,      Hocaya!

öfkelenmiş…”     .

“Öfkelendiyse bile adam hak etti bunu. Bir! saray dolusu davetliyi -Sultanla birlikte- hiçe say, boşuna beklet. ‘Oyun ettim size’ der f gibi… Neymiş? Eşi bulunmaz bülbül imiş!” I

“Öyle sayma hemen. Kim bilir ne özrü var.”

“Kim dinler varsa bile!”

Derken mevlide başladılar. Önce tevhit] bölümü okundu, herkes kendinden geçerek]

dinledi. Sonraki üç bölümün ardından söz “âmince gelince aşk ile bir feryat koptu.

“Sen Ahmed-i Mahmud-u Muhammed’sin Efendim!

Hakk’tan bize Sultan-ı müeyyedsin Efendim!”

Derken sesler git gide azalarak kesildi. Davetliler geldikleri gibi saf saf dağılıp gitti. O sırada köhne bir kayık beklenen Mevlitçiyi kıyıya getirdi. Hoca koşarak saraya girdi, doğruca görüşme odasına alındı.

Valide Sultan meraklı ve sitemkâr sordu:

“Nerde kaldın Hoca? Sen de böyle kalleşlik edersen bize eyvah la r ola!”

Hoca boynunu büküp mahcup bir hâlde mazeretini bildirdi:

“Henüz akşam olmamıştı, erken davranıp gelmek için yola çıkmıştım. Haylice yürüdüm… Fakat kısmete bakın ki yaşlı bir hanım yolumu kesti. ‘Azıcık dursana a oğlum!’ dedi. Durdum, çaresiz. İhtiyar kadın derdini söyledi: ‘Göğsün imanlıya benzer,

senden bir ricam var. Ama reddetme ki bu ihtiyarın yüreği ölüm acısıyla dağlanmış zaten. Bir perişan anayım, dağ gibi evlat gömdüm! Kızımın canı için, bu kırkıncı gece, bir mevlit okutabilsem diyorum. Fakat nasıl etsem? Gerçi okuyan çok ya, benim elimde verecek para yok… Hocasın, bizi Allah rızası için sevindir ki Allah da seni iki dünyada sevindirsin. Hadi oğlum, kırma bizi/ Kadının sözleri yüreğime işledi. Ne saray kaldı hayalimde ne de sultan. Yürü öyleyse, dedim, artık olan oldu.

Size mevlit okuyacak yüzlerce adam bulunur, hem de benden iyi. Ama zavallı ölünün bağrı yanık anacığı, yol üstünde durmuş, daha kim bilir kaç kişiyi yoklayacak ve belki de eli boş dönecek. Sizin gönlünüzü edecek biri elbet bulunurdu ya, fakirin gözyaşını seneler silemez. Parasız ise elin evladına, bağrı yanık anacığına, acımaz kimse! Çaresiz idim sizi bekletmede, eğer bekletti mse.”

Valide Sultan’ın gözleri doldu, iki damla yaş yanağından süzüldü.

“Hoca.” dedi, hüzünlü bir sesle. “Beni ağlatma, yeter! Yeniden mevlit okursun bize, mesele biter.”

 

said-pasa-imami

Facebook Yorumlar