SAFAHAT’TAN HİKAYELER (BAYRAM)

SAFAHAT’TAN HİKAYELER (BAYRAM)
ÇOCUK HİKAYELERİ 5 Aralık 2016 140 defa okundu 0 yorum

BAYRAM (SAFAHAT’TAN HİKAYELER)

BAYRAM

Bayram gelince insanlar nasıl da başkalaşır, çocukluğun masum çehresini kuşanırlar. Ümitsiz kalp kalmaz, hayat acılarının iki kat büktüğü bedenler bile bayramın bereketiyle dik yürürler.

Bana kalırsa, şu üç günlük dünyada acıların biraz dindiği bir an varsa o da bayram günleridir. Yeryüzünde bir tazelik, şenlik hissedilir. Her kalpte bir ışık, bir sevinç…^ Yüzlerde saf çocuk suretinde umut… Dünya sanki başka dünyadır.

Bayram, bütün varlıkları coşturan sihirli bir değnekle gelir sanki. Apaçık bereketi, neşesi, huzuru her an her yerde nefes verir. Ya Rab, bu bütün âlemlere yayılan ne güzel bir ruhtur.

Her bayram gelişinde, önceden yaşanan

bayramların anıları canlanır hayalimde. Ne cömert bir manzara sunar bayram günleri. Öyle değerlidir ki, unutulmazlar.

Ben bayramı hep Fatih’te hatırlarım. Çocukluk günlerimin gülümseyen hatırası orada geçtiği için belki de, bana öyle gelir ki Fatih’te bayram bir başkadır.

O günleri tekrar hatırlamak için, bir bayram sabahı dedim ki: “Şöyle Fatih’e çıksam, o büyülü âlemi yeniden seyretsem. Hem birkaç eski dostu da ziyaret ederim.”

Durur muyum, bir çocuk gibi fırladım evden.

Gelin de hak vermeyin bana. Fatih’e çıkınca, baktım eski günlerdeki gibi eğlence kurulmuş… Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan tutun da dedelere ninelere kadar her yaştan insan meydanı doldurmuş. Adım başında kurulmuş beşikli salıncaklar; içinde darbuka, zilli şakşaklar ile çalınan şarkılar…

Biraz ilerleyince karşıma kocaman bir çadır çıktı. Önünde birer onluk verip içeri girmek için sıraya girmiş çoluk çocuk… Kapısında bağırmaktan sesi kısılmış bir adam: “Japonya’dan gelen insan suratlı bir canavar! Görmek isteyen kaçırmasın!” diye ilan ediyor.

“Muhallebim ne de kaymak, inanmazsan ye de tadına bak!”

“Şifalıdır macun…”

“Simit mi istedin? Hem taze hem gevrek!”

“Gel de güzelliği gör… Alın, alın, yetişen alıyor!” sesleri her yandan yükseliyor. Satıcıların da keyfi yerinde, gezenlerin de.

Yürüdükçe içine daldığım şenlik artıyor, renkler, sesler büyüyordu. Bir yanda koşturulmaktan yorulmuş, kayışları kopmuş atlar. Öbür yanda baloncular, hacıyatmazlar, fırıldaklar, horoz şekerleri, oyuncaklar.. Sağında atlıkarınca, solunda tahtırevan…

Bir renk cümbüşü ki bütün gözleri kendine bağlıyor. İnsanlar, bu renkli manzaranın bir parçasını bile kaçırmak istemezcesine merakla bakınıp duruyor.

Bayram yerinde öbek öbek yere çökmüş geviş getiren develer bir başka güzellik katıyor manzaraya. Uzun uzun seyrediyorum onları.

Koşan, gezen, oturan, maniler düzüp çağıran, davullu zurnalı dans eden, coşup bağıran bu neşe evreninin içinde en büyük eğlence payı çocuklarındı kuşkusuz. Güzelce süslenen, annesinin nazik elini kavramış, etrafı gülücüklerle seyreden bir kız çocuğunu görünce bunu düşündüm. Çocuklar bayramın yüzüne bir başka canlılık getiriyor. Bayram çocuklara, çocuklar da bayramlara çok yakışıyor. İki saf ve umut dolu evren…

Çocuklar onar parayla bindikleri manili salıncakta öyle bir neşeye dalmışlar ki sanki

bu sevinçleri hiç bitmeyecek. Salıncağı döndüren, “Işık yandı I” deyip durunca, bütün çocukların yüzü birden durgunlaşıyor, “Daha demin yanmıştı.” diye itiraz ediyorlar. Salıncakçı çocukların neşesinin kesilmesine kıyamıyor olmalı ki, “Peki peki, azıcık daha sallarım ben de.” deyip başlıyor manisini söylemeye:

“Deniz dalgasız olmaz,

Gönül sevdasız olmaz,

Yâri güzel olanın Başı belasız olmaz! Haydini mini mini maşallah kavuşuruz inşallah…”

Fakat bu neşe dolu güler yüzlü tablonun karşısında, ihtiyar bir kadının elinde uzun saçlı, güzel yüzlü bir kız çocuğu ağlayıp duruyordu. Önlerinden geçen birisi, içi benim gibi cız etmiş olmalı ki dayanamayıp ihtiyar kadına sordu: “Niçin ağlıyor?”

İhtiyar kadının gözleri doluyor birden, “Bana evlat acısı bu yetim.” diyor. “Bayram yeri diye tutturdu, ihtiyar hâlimle tuttum getirdim. Çocuk değil mi? Şimdi de ‘salıncak!’ diyor…”

Anladım ki ihtiyar kadının elinde on para dahi yok. Yüreğim elvermedi, yanlarına gidip, “Salıncakçı!” diye seslendim. Adam yüzüme baktı. “Salıncağı durdur da şu yavrucak da binsin. Bayram günü çocuk sevindirmenin hayrı çoktur…” diye rica ettim.

“Hay hay!” dedi salıncakçı. “Küçük kıza bayram hediyem olsun.” diyerek salıncağını durdurdu, küçük kız ninesinin elinden fırlayıp arkadaşlarının neşesine katıldı. “Hay ömrün uzun olsun.” dedim salıncakçıya.

Şu huzurlu bayram tablosuna nasıl da yakışıyor merhamet.

KAYNAK (Safahat’tan Öyküler)

 

SAFAHAT BAYRAM

SAFAHAT BAYRAM

Facebook Yorumlar