AZİM SAFAHAT’TAN HİKAYELER

AZİM SAFAHAT’TAN HİKAYELER
ÇOCUK HİKAYELERİ 14 Aralık 2016 160 defa okundu 0 yorum

SAFAHAT’TAN HİKAYELER AZİM

Memleketin ufuklarını saran ümitsizlik bulutlarını gördükçe, Sadi’nin bir hikâyesini hatırlarım. Çünkü o hikaye tam da bizim acı gerçeğimizi yansıtıyor. Yazık ki biz, atalarımızın azmini geride bıraktık. Sadi’nin kahramanı ise bize lazım olan hakikati ne güzel anlatır:

“Vaktiyle beş on kafile birleşip çöl yolculuğuna çıkmıştık. Bütün gün doğru dürüst dinlenmeden aralıksız yol aldık.

Nihayet akşam olunca bu uzun yolun ilk durağına geldik. Bir geçitte konaklamaya durduk; develerden yükler indiriliyor, kimisi ateş yakıyor, kimisi yemek telaşıyla bir şeyler hazırlıyordu. Ben de yükümü indirmiş, yere çömelen deveme yaslanıp dinlenmeye durmuştum. Çok geçmedi, karşıdan bize doğru gelen bir adamı fark ettim.

Adam bir başınaydı, yaklaştıkça telaş içinde olduğu anlaşılıyordu. Sonunda yanımıza geldi… Meğer bir kafilede oğluyla birlikte yol alırken, çocuğunun kaybolduğunu fark etmiş. Ve hemen gelip geçtiği yollarda evladını aramaya başlamış.

İki gündür çöldeyim.’ dedi. “Ne kadar kervana, çadıra rastladımsa aradım, yavrumu sordum. Ne gören var ne bir iz buldum.

Adam günlerdir bir iz bulacağım diye çöllerde gezinmekten perişan düşmüştü. Ama vazgeçecek gibi de görünmüyordu. Yolunun

üzerinde bir taş görse oğluna yormuş, bir kervan fark etse ‘buldum’ diye ümide kapılmış ama boşuna!

Yine de o, ‘Çölde ölürüm ama ümidimi kaybetmem, oğlumu aramaktan vazgeçmem.’ diyordu. Sonunda yanımızdan ayrıldı, gitti.

Ardından bakarken, ‘Zavallı baba.’ dedim. ‘Nerden bulursun onu! Kim bilir başına ne gelmiştir. Çölde olsaydı bulunmaz mıydı çoktan. Bir çocuk çölde ne kadar ilerleyebilir ki?’

O gece uykuya dalana kadar zavallı adamın karşı karşıya kaldığı çaresizliği ve azmini düşündüm.

Ertesi sabah yola çıkarken adamı unutmuştum. O gün henüz öğle vaktine girmeden ilerlediğimiz yol üzerinde iki insan karaltısı fark edince garip bir şekilde hemen adamı hatırladım. Yanılmamışım. O iki karaltı, adamın ve aradığı yavrusunundu.

Gördüm ki devenin sırtında dahi yavrusunun elinden tutmuş, sevinçle bize doğru geliyor.

Yanımıza gelince o da bizi hatırladı. Gözlerinden mutluluk akarak, ‘Çocuğumu buldum…’ dedi. Buna kendisi bile inanamıyor gibiydi. ‘Buldum onu sonunda.’ diye ekledi. ‘Onu nasıl aradım bilseniz… Karşımda ne görsem ‘o’ dedim, geçip gitmedim asla. Tahminimi binlerce hayal aidatsa, binlerce serap gözümü yanıltsa da azminde gevşeklik göstermedim. Bir an bile ümidimi yitirmedim… Mademki dünyadadır er ya da geç bulacaktım. Kumlarda yüzüp, karanlığın derinliklerine daldım; hep can kesildim… Ne yoruldum ne bunaldım. Allah’ın yardımı lütfunu gösterdi en sonunda. Bir yerde baktım, gözümün nuru evladım, karşımda.” |

İşte bu hikaye çok önemli bir hakikati, irfan dolu bir yolu gösteriyor bize:

Allah’ın yardımı, insanın araştırmasına, çalışmasına, ümidine bağlıdır. Gaye, azim ve araştırmayla birlikte bulunsun da ne mümkün, Allah’ın yardımı yetişmesin sonunda!

Şu çaresiz baba, kendini ümitsizliğe mahkum ederek oğlunu aramaktan vazgeçseydi, ne bulurdu? Elbette evlat canından, baba cananından olurdu!

 

Azim ile ilgili sözler için bağlantıyı tıklayın.

Facebook Yorumlar