KELOĞLAN İLE CAMBAZLAR (KELOĞLAN MASALLARI)

KELOĞLAN İLE CAMBAZLAR (KELOĞLAN MASALLARI)
MASALLAR 20 Kasım 2016 160 defa okundu 0 yorum

KELOĞLAN İLE CAMBAZLAR

Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde ay güneşin peşinde, gökte yıldızlar par­larken, yollar uzayıp giderken Anadolu’nun bir köyünde odunculuk yaparak geçinen bir Keloğlan varmış. Keloğlan’ın garip anacığından başka kimsesi yokmuş. Kış mevs­imi bastırıp kar yolları kapatınca Keloğlan ormana gidemez olmuş. Elindeki harçlığı da tükenince anası,

“A benim kel oğlum keleş oğlum, yiyecek bir şeyimiz kalmadı. Artık eşeği pazara götürüp satmaktan başka çaremiz yok.” demiş.

Keloğlan da almış eşeği yanına, düşmüş pazar yoluna. Keloğlan’ın pazara indiği o

gün, memleketin hileci, kötü kalpli üç cambazı da pazarda gezinmekteymiş. Keloğlanın eşeğini görünce hemen onu satın almak istemişler.

Fakat eşeği çok ucuza almak için, “Bu eşek para etmez; hem yaşlı, hem hastalıklı.” diyerek Keloğlan’ı kandırmaya çalışmışlar. Keloğlan kanmamış tabii.

Uç hileci cambaz bu defa da değerini düşürmek için gizlice eşeğin kuyruğunu kesmiş.

Uç cambaz uzaklaşınca Keloğlan ne görsün? Eşeğinin kuyruğu kısalmış. Eşeğine bu kötülüğü üç cambazın yaptığım hemen anlamış. Düşünmüş taşınmış. Hileci, kötü kalp­li üç cambaza bir ders vermeye karar vermiş.

Eşeğinin kuyruğunun altına bir altın yapıştırmış. Sonra da “Eşi benzeri olma­yan eşek satarım; arpa yer, altın verir.” diye bağırmaya başlamış.Keloğlan, eşeğinin

kuyruğunu sallayınca yere düşen altını gören cambazlar hemen pazarlığa başlamışlar. “Bol bol arpa yedirir, çuval çuval altın alırız.” diye sevinip eşeği satın almışlar.

Uç hileci, eve dönmüşler. Eşeği ahıra bağlayıp arpa çuvalını önüne sermişler, yanına da bakraçla su vermişler.

Sabah olunca ahırda çil çil altın bulacaklarını zannediyorlarmış ama gece boyunca arpa yiyip su içen eşek, nasıl dayansın?! Şişmiş şişmiş, sonunda son nefesini vermiş…

Uç hileci, sabah eşeğin Öldüğünü anlayınca Keloğlandın kendilerine oyun oynadığını anlamışlar. Onu bulup paralarını geri almak için yola düşmüşler.

Keloğlan cambazların onu arayacağını biliyormuş. İki tavşan almış. Anasına, “Bu tavşanların birini elinde tut, sakın kaçırma. Akşama da dört kişilik bir sofra hazırla. Uç kişi gelip beni soracak. Onları tarlaya yolla.”

demiş ve diğer tavşanı yanına alıp tarlaya inmiş.

Uç hileci, Keloğlanın anasına gelmişler;

“Kel oğlun nerede?” diye sormuşlar.

Keloğlanın anası, “Tarlada çift sürüyor.” diyerek onlara tarlanın yerini tarif etmiş.

Uç hileci öfkeyle tarlaya gelmişler.

“Bize hile yaparsın ha! Çabuk paramızı geri ver; yoksa karışmayız.” demişler.

Keloğlan, “Aman beyler etmeyin. Paranız evde. Hele şu tarlada işim bitsin, hep beraber eve gideriz, yer içeriz. Sonra da paranızı alırsınız.” demiş.

Uç hileci cambaz, “Başka çare yok.” diye düşünüp kabul etmişler.

O sırada Keloğlan çantasından tavşanı çıkarmış, kulağına eğilip “Doğruca eve git. Anama söyle sofra donatsın, evi toplasın. Akşama misafirimiz var.” demiş. Keloğlan

tavşanı yola salmış. Uç hileci, şaşkın şaşkın tavşanın ardından bakakalmış.

Sonunda akşam olmuş. Keloğlan, üç hil­eci cambaz ile eve dönmüş. Cambazlar bakmışlar ki Keloğlan’ın gönderdiği tavşan evde. Üstelik tavşana tembih i| edildiği gibi, sofra kurulmuş, ev düzeltilmiş. Evdeki tavşan elbette Keloğlan’ın anasına bıraktığı ikinci tavşanmış. Üç hil­eci, tavşanın söz dinlediğini zann­edip çok şaşırmışlar. Böyle bir tavşanın çok para edeceğini düşünüp tavşanı satın almak istemişler.

Keloğlan, “Ben onu yavruyken aldım, eğittim. Öyle ucuza satamam.” demiş.

Üç hileci yüz altın isteyen Keloğlan’a istediği altını vermişler, tavşanı alıp gitmişler…

Yol boyunca bu marifetli tavşanı kaça satarız diye hesap etmişler.

Sonunda dinlenmek için oturduklarında içlerinden biri, “Hele şu tavşanı bir deneye­lim.” demiş. Tavşanı çantadan çıkarıp kulağına eğilmiş, “Ak tavşan, ayakları tazı tavşan. Söz dinleyen, iş bilen tavşan. Bizim ev şu tepenin ardında, kırmızı badanalı, alçak balkonlu yapıda. Eve git, hanıma söyle, sofrayı hazır etsin, bizi beklesin.” demiş ve tavşanı tep­eye doğru salmış. Tavşan hoplaya zıplaya, tepeye doğru yol almış. Uç hileci ellerini ovuşturup, “Ne kazançlı bir alışveriş yaptık.” diye sevinmişler.

Bir zaman sonra cambazlar eve varmışlar. Bir bakmışlar evin hanımı uyuyor. Ne ocakta yemek, ne ortada sofra var. Cambaz, karısını uyandırmış; “Sana tavşan yolladım; sofra hazırla diye haber saldım. Gelmedi mi?” diye sormuş.

Kadın şaşkın şaşkın, “Ne tavşanı, ne sofrası, ne haberi?” diye sıralamış.

Hileci cambazlar Keloğlanın oyununa geldiklerini anlamışlar… “Bizim gibi hile ustası üç cambazı oyuna getirirsin ha!” diyerek öfkelenmişler. Keloğlan’ı bulup hesabını sor­mak için yeniden yola düşmüşler.

Az gitmişler uz gitmişler sonunda Keloğlanın köyüne varmışlar. Tarlada çalışan Keloğlan’ı arkasından yakalayıp yaka paça bir çuvala tıkmışlar. Çuvalı sırtlayıp “Seni ırmağa atalım da aklın başına gelsin.” demişler.

Irmağa yaklaştıklarında, dizlerinde der­man kalmayan üç hileci, “Şurada biraz din­lenelim.” deyip Keloğlan’ı taşıdıkları çuvalı yere bırakmışlar. Bir ağacın gölgesine uzanıp uykuya dalmışlar.

Keloğlan, çuvalda delik açıp bir yolcu gözlemeye başlamış. Çok geçmeden köyün aç gözlü çobanının, koyunlarıyla yaklaştığını

görmüş. Bu aç gözlü çoban, nerede bir kazanç varsa onu kaçırmamak için her şeyi yaparmış. Çoban yaklaşınca Keloğlan, “Ben padişahın kızını almam… Saraya damat olmam…” diye bağırmaya başlamış.

Onun sesini duyan çoban, Keloğlan’a sormuş; “Niye bu çuvaldasın sen?”

Keloğlan cevap vermiş: “Padişahın kızıyla evlenmemi istiyorlar. Ama ben saraya damat olmak istemiyorum. Şu ağacın altında uyuyan padişahın adamları beni zorla götürüyor.”

Aç gözlü çoban “Keloğlan, istersen seni bu sıkıntıdan kurtarayım, yerine ben geçey­im.” diye teklif etmiş. Keloğlan, “Öyleyse beni buradan çıkar da çuvala sen gir.” demiş. Çoban, Keloğlan’ın dediğini yapmış. Uç hileci cambaz uyanınca çuvalı sırtlayıp nehre götürmüşler. Sallayıp suya fırlatmışlar. “Bu sana iyi bir ders olsun Keloğlan! Bize oyun oynamak neymiş anlarsın artık.” deyip yollarına dönmüşler.

Ama çok gitmeden Keloğlandı koyun güderken görmesinler mi? Uç hileci cambaz bu işe çok şaşırmış; “Biz seni nehre atmamış mıydık?” diye hayretle sormuşlar.

Keloğlan gülerek cevap vermiş: “Siz beni nehre fırlatınca çuvalın ağzı açıldı. Çok der­ine inmeden ne göreyim! Nehrin içi koyunla dolu.

Bu kadar koyunu sudan çıkarabildim. Daha derinlerde çok daha fazla koyun vardı. Fakat hem derine dalmaya cesaret edemedim hem de bu kadar koyun bana yeter deyip koyunlarıma çoban oldum…”

Üç hileci cambazın gözleri parlamış yine; “Kısmetin böylesi görülmemiştir!” deyip nehre koşmuşlar. “Koyun çıkarıp zengin olacağız.” diye sevinçle birer birer suya atlamışlar.

Dalıp çıkmışlar, dalıp çıkmışlar… “Acaba koyunlar daha derinde mi?” diye düşünüp aç gözlülükle daha derine dalmışlar.

Keloğlan arkalarından gülerek bakmış. İşleri güçleri insanları aldatmak olan bu üç hil­eci cambaza iyi bir ders verdiğini düşünerek, “İnşaallah bir daha karşıma çıkmazsınız. Yoksa böyle pişman ederim.” diye söylenmiş.

Herkes kendi işine, Keloğlan da gitmiş anasının dizinin dibine…

Gökten üç elma düşmüş. Biri Keloğlan’ın başına, biri üç hileci cambazın başına, diğeri de bu masalı okuyanın başına.

 

KELOĞLAN VE CAMBAZLAR

KELOĞLAN VE CAMBAZLAR

Facebook Yorumlar