KUYUDAKİ DEV (KELOĞLAN MASALLARI)

KUYUDAKİ DEV (KELOĞLAN MASALLARI)
MASALLAR 18 Ekim 2016 151 defa okundu 0 yorum

                                 KUYUDAKİ DEV

Bir varmış bir yokmuş… Zenginin altını, fakirin derdi çokmuş. Yolcular yol ararmış çöllerde, yıldızlar ışık saçarmış gökte.  Beşikler tıngır mıngır sallanırken, karıncalar harıl harıl çalışırken, bizim Keloğlan da pazarda aylak aylak gezinirmiş.

Keloğlan, hem akıllı hem de yetenekli bir çocukmuş. Her çocuk gibi o da çalışmak yerine oynamayı, eğlenmeyi severmiş. Ama garip anasından başka kimsesi yokmuş Keloğlan’ın. Eve ekmek getirmek ona düşüyormuş. Bu yüzden nerede bir iş görse zor mu, kolay mı demeden hemen koşarmış.

Günlerden bir gün Keloğlan pazarda gezinirken bir tellalın, “Yüz altınlık işim var, işçi ararım. Hem akıllı, hem cesur bir yiğit ararım.” diye bağırdığını duymuş. “Şu işi alayım da garip anama müjde uçur ayım.” diye düşünmüş. Tellalın karşısına geçip “Ben bir keleş oğlanım, zor demem, ağır demem, ne işin varsa yaparım.” demiş.

Tellal, Keloğlan‘ı tepeden tırnağa şöyle bir süzmüş; “Benim vereceğim iş ağırdır. Bana hem akıllı hem cesur bir yiğit lazım.” demiş.

Keloğlan, “Evvel Allah her işin altından kalkarım. Beni dene de gör.” diye kararlı konuşmuş.

Keloğlan’ın etrafındakiler “Şuncacık boyuyla yarım okkalık aklıyla yiğitlik taslıyor.” diye gülmüşler.

Tellal, Keloğlan’ın fakir haline acımış, ona gülenlere de kızmış ve “Madem kendine bu kadar güveniyorsun, sana helal olsun. Ben de işi sana verdim.” demiş.

Keloğlan, aldığı işin ne olduğunu sormuş. Tellal, “Bir memlekete giden kervanla yola çıkacaksın, yolda hizmet edeceksin, sana ne söylenirse itiraz etmeden yerine getireceksin.” demiş. “Yol uzundur, yolculuk yorucudur, şikayet etmek yoktur bilesin.” diye eklemiş.

Keloğlan, “Emirler de zorluklar da kel başım üstüne. Her emri rüzgâr gibi yerine getiririm. Her zorluğun üstesinden gelirim. Benden yana rahat olun.” demiş.

Böylece Keloğlan, Tellal ile anlaşmış. Yüz altını peşin alıp anacağına müjde vermeye koşmuş.

Keloğlanın anası pek sevinmiş bu işe; “Anasının yiğidi, hem akıllısı hem beceriklisi.” diyerek kel başını öpmüş, gönlünü almış.

Ertesi gün Keloğlan, Tellal ile sözleştiği gibi sabah erkenden yola çıkmış. Kervana katılıp bilmediği bir memlekete doğru gitmeye başlamış. Dereleri tepeleri aşmışlar, geceleri gündüze katmışlar. Güneşin altında yana yana, atın eyerinde zıplaya zıplaya giden Keloğlan’ı bu yolculuk çok yormuş. “Gerçekten yiğit işiymiş bu.” demiş kendi kendine.

Sonunda kervan dinlenmek için durunca Keloğlan da rahat bir nefes alacağım, diye sevinmiş. Ama sevinci kursağında kalmış. Kervancı başı, Keloğlan’a yanaşıp “Seni şu kuyuya salacağım, kova içeridedir, onu alıp yukarı çıkacaksın. Korkmazsın değil mi?” demiş.

Keloğlan, “Kuyuya inmekte ne var; elbette korkmam.” diye cevaplamış kervancı başını.

Kervancılar, Keloğlanın beline ip bağlamışlar ve onu kuyuya salmışlar.

Meğer işin aslı Keloğlan’a söyledikleri gibi değilmiş. Kervanın bu kuyudan su alabilm-esi için önce birinin kuyudaki deve verilmesi gerekiyormuş. Yoksa dev, kervanın peşine düşer, intikam alırmış. O güne kadar kim indiyse kuyuya, sağ çıkamamış geriye. Fakat Keloğlanın bundan haberi yokmuş; “Kuyuya inmek, kovayı almak da yiğitlikten mi sayılır, biz bunu çocukken yapardık.” diyerek korkusuzca kuyuya inmiş. İnmiş ama kovayla değil koca bir kapıyla karşılaşmış. “Bu da ne?” demeye kalmadan kapı açılmış. Bir el Keloğlan’ı belinden tutup hızla içeri çekmiş.

Keloğlan ne olup bittiğini anlayamadan, ağzını açıp imdat diye bağıramadan, güzel mi güzel bir bahçede bulmuş kendini. Çok şaşırmış; “Amamın, kel başıma gelenler! Kuyunun dibinde bu bahçenin ne işi var?” diye hayret etmiş.

O sırada karşısına güzeller güzeli bir kız çıkmasın mı? Kızın arkasında bir dudağı yerde, bir dudağı gökte tuhaf görünüşlü bir adam duruyormuş. Etrafında da rengârenk çok güzel bir tavus kuşu geziniyormuş.

Keloğlan, “Perilerin yurduna düştüm, sonum geldi.” diye düşünürken arkasından gelen bir sesle irkilmiş. Korkuyla dönüp bakmış; ne görsün! Koca bir dev, ” Ey insanoğlu!” diye ona sesleniyor. Ne düşüneceğini, ne cevap vereceğini şaşırmış.

Dev tekrar etmiş; “Ey insanoğlu!”

Sonunda Keloğlan, “Devi kızdırmak olmaz.” diye düşünüp, “Buyurun, kulağım sizde.” demeyi akıl etmiş.

Dev sormuş; “Söyle bakalım, şu kız mı, tavus kuşu mu, yoksa şu adam mı daha güzel?”

Keloğlan hiç düşünmeden cevap vermiş: “Gönül kimi severse güzel odur.”

Dev, Keloğlan’ın cevabına şaşırmış. Çünkü o güne kadar kuyuya inen insanlar, ya kıza ya da tavus kuşuna güzel demişler. Devin istediği cevabı veremedikleri için de canlarından olmuşlar.

Dev tekrar sormuş Keloğlan’a: “Şu güzeller güzeli kızın, şu güzeller güzeli tavus kuşunun yanında, şu koca dudaklı adam çirkin değil mi?”

Keloğlan, kararlılıkla aynı cevabı vermiş: “Gönül kimi severse güzel odur Dev Efendi.” demiş.

Dev, “Sen ne akıllı bir çocuksun.” diyerek, arkasındaki nar ağacından üç nar koparmış. “Al bunları, evinde açar yersin.” diye eklemiş. Sonra da Keloğlan’ı geri yollamış.

Keloğlan, kuyunun duvarlarını kan ter içinde tırmanıp dışarı çıkmış. “Oh be! Canımı kurtardığıma şükür.” diyerek rahat bir nefes almış. Etrafına bakınınca kervanın yola çıkmak üzere olduğunu görmüş. “Hele durun, beni bekleyin.” diyerek kervanın yanına koşmuş.

Kervandakiler, Keloğlan’ı sağ salim karşılarında görünce gözlerine inanamamışlar.

“Aman Keloğlan, yaman Keloğlan, ne ettin, nasıl ettin? Gidip de dönülmeyen kuyudan nasıl geri gelebildin?” diye hayretle sormuşlar.

“Madem içine gireni geri vermeyen bir kuyuydu, beni niye saldınız? Kötülüğünüzden utanın!” diye sitem etmiş Keloğlan.

Kervandakiler, “Biz ettik sen etme. Kuyuda ne gördün? Sırrı neymiş kara kuyunun, anlat hele.” diye ısrar etmişler.

Keloğlan ise “Başıma gelenleri anlatsam inanmazsınız. En iyisi ne siz sorun, ne ben söyleyeyim.” demiş.

Yolculuğun başında aldığı altınları hak edebilmek için kervanda kalıp hizmete devam etmiş. Kervan az gitmiş, uz gitmiş. Gideceği yere varıp işini tamamlamış sonra da geri dönmüş.

Keloğlan bu uzun yolculuğun sonunda, “Ben sözümü tuttum, ne dedilerse yaptım. Aldığım altınları hak ettim.” deyip içi rahat bir şekilde anacığına koşmuş.

Anası Keloğlan’ı kapıda karşılamış, bağrına basmış. Keloğlan için hazırladığı güzel yemeklerden bir sofra donatmış.

Ana oğul sofraya oturmuşlar. Keloğlan hem yemiş içmiş, hem anacığına kel başına gelenleri bir bir anlatmış.

Söz, Devin verdiği narlara gelince “Heybemdeki narları yiyelim de bu masal son bulsun.” demiş. Heybesinden narları çıkarmış. Bir tanesini anası yarmış, diğerini Keloğlan… Narlar açılınca ne görsünler? İçindeki her bir tane birer zümrüt değil miymiş? Dev, Keloğlan’ın iyi kalpliliğini, dürüstlüğünü böyle ödüllendirmiş. Böylece Keloğlan ile anası kendilerine ömür boyu yetecek bir servete kavuşmuşlar.

Gökten üç elma düşmüş. Biri Keloğlan’ın başına, biri kuyudaki devin başına, diğeri de bu masalı okuyanın başına…

 

KELOĞLAN MASALLARI KUYUDAKİ DEV

KELOĞLAN MASALLARI KUYUDAKİ DEV

Facebook Yorumlar