KÜTÜPHANE HAFTASI İLE İLGİLİ YAZI ŞİİR

KÜTÜPHANE HAFTASI İLE İLGİLİ YAZI ŞİİR
BELİRLİ GÜNLER VE HAFTALAR 25 Ağustos 2016 246 defa okundu 0 yorum

Kütüphane Haftası

KİTAPLIKLAR HAFTASI (Martın son pazartesi başlayan hafta)

1948’de “Türk Kütüphaneciler Derneği”ni kurdular. “Kütüphane Haftasının kutlanmasına öncülük ettiler.
“Türk Kütüphaneciler Derneği”nin öncülüğünde, 1964 yılından beri ülkemizde kutlanmakta olan “Kitaplıklar Haftasının amacı, kitaba halkın ilgi göstermesini ve kitap okumasını sağlamaktır.
Hafta boyunca okullarda kütüphane ve kitabın önemi ile ilgili çalışmalar yapılır. Konferanslar düzenlenir. Tartışmalar yapılır. Okul kütüphanelerini zenginleştirmek için kitap toplama kampanyaları düzenlenir.
Kitaplıklar, kitapların korunduğu, araştırmacıların ve okuyucuların hizmetine sunulduğu yerlerdir.
Kitap ve kitaplıkların, insanın yetişmesindeki önemi daha ilk çağlarda anlaşılmış; dünyada sayısız kitaplar yazılıp basılmış, sayısız kitaplıklar açılmıştır.

Kitaplıkların Tarihi
Bilinen en eski kitaplık Mezopotamya’nın Ninova kentinde kurulmuştur. Kral Asurbanipal, gökbilimle ilgili gözlemleri tuğlalara yazdırmış. Bu yazıları sarayında yaptırdığı özel odalarda korumuştur.
M. O. 200 yıllarında İskenderiye’ye kurulan iki kitaplık önemle anılması gereken kitaplıklardandır.
Kitaplıkların çoğalması 5. yüzyılda Yunanistan ve İtalya’da oldu. Özellikle Roma İmparatorluğu döneminde kitap ticareti çok gelişti. Avrupa’daki sürekli savaşlar, kitaplıkların azalmasına ve birçoğunun dağılmasına yol açtı.
Hiristiyanlığın yayılma döneminde kitaplıklar yeniden canlandı.
Rönasans, kitaba önem verilmesini sağladı. Bu dönemde birçok yapıt yeniden basıldı. Kitaplıklar açıldı.
Ortaçağda Müslüman Arapların Bağdat, Kahire ve İspanya’da kurdukları kitaplıklar da kitaplık tarihinde önemli bir yer tutar.
Kitaplıkların asıl gelişiminde iki önemli aşama vardır:
“Matbaa makinesinin bulunuşu (15. yy) ve basım tekniğinin ilerlemesi.
*1789 Fransız Devrimi de kilise ve kişilerin elinde bulunan kitaplıkları kamulaştırarak kitaplıkların gelişmesini ve büyümesini sağladı.
“Osmanlılarda eğitim ve kültür işleri din adamlarının tekelindeydi. Bunlar kitapları kendilerine zarar verecek bir buluş olarak gördükleri için, kitap basımcılığına karşı çıktılar. Böylece kitap yayımcılığını üç yüz yıla yakın geciktirdiler.
“Ülkemizde ilk resmi basımevi 1729 yılında çalışmaya başladı. Matbanın gelişi bile bu dönemlerde kitaplık sayısında önemli bir artışa yol açmadı.
“Cumhuriyet döneminde kitaplıklar gelişme ortamı bulabildi.
*1928 yılında yapılan yazı devrimiyle kitap üretimi de arttı. Dünya klasikleri dilimize çevrilip, devletçe bastırıldı. Kitaplıklarımız hızla çoğaltıldı.
“Kitaplıklarımız çoğalırken, kitaplıkta çalışanların eğitilmesi de plan ve programlara bağlandı. Bu programlarda yetişen kitaplık elemanları daha sağlıklı hizmet vermeye başladılar kütüphanelerde.

Büyük Kütüphanelerimizden Bazıları 

Ankara Milli Kütüphane
1948 yılında kuruldu. 1934 yılından beri basılan her kitabın ve süreli yayınların bulunduğu kütüphanede 600 bin civarında kitap, 200 bini aşkın süreli yayın koleksiyonu, 3522 cilt el yazması kitabı…. bulunmaktadır.
İzmir Milli Kütüphane
1912 yılında kuruldu. 130 000 Türkçe, 700 eski yazıyla yazılmış Türkçe, 2000 Arapça ve Farsça, 15 000 çeşitli yabancı dillerde yazılmış kitap vardır. Zengin bir yazma koleksiyonu mevcuttur.
Beyazıt Devlet Kütüphanesi
1882 yılında Beyazıt külliyesinin imret bölümünde kuruldu. Milli Eğitim Bakanlığının kurduğu bir kütüphanedir. 450 000 kitap bulunmaktadır.
Millet Kütüphanesi
1916 yılında Ali Emiri tarafından İstanbul’un Fatih semtinde kuruldu. Kendi kütüphanesindeki 14 000 kitabını da bu kütüphaneye bağışladı. 1962 yılında İstanbul İl Halk Kütüphanesi adını aldı. Kütüphanede 50 000’e yakın kitap bulunmaktadır.
Okuma Zevki Nasıl Gelişebilir?
Bir şeyler öğrenmek için bir şeyler okumak isteyenler, genellikle şu soruyu sorarlar:
— Önce nereden başlayalım?
Okuma alışkanlığı olmayanların, daha ilk sayfasında sıkılmaya başlayacakları kitaplarla, okuma merakını genişletmelerine olanak yoktur.
O nedenle “Önce nereden başlayayım?” sorusuna hep aynı yanıtı veririm:
— Okuma zevkinin tadına varmakla…
Peki ama okuma zevki nasıl gelişir? Okuma zevki kişinin kendi düzeyine ve eğilimine uygun romanların özenli yazılmış olanlarını okumasıyla gelişir.
Bu gencin önce iyi yazılmış polisiye romanlar okumayı denemesi yerinde olur…
Bir kez klasiklere yönelmeden iyi yazılmış polisiye romanlarla kötü yazılmış olanlarını ayıracak düzeye gelmelidir.
Polisiye roman tutkusundan çok kolay geçilir;
Ayda bir-iki iyi yazılmış polisiye roman okuma koşuluyla, bir kez Dostoyevski’ye açıldı mı. edebiyat şevkiyle tutkusu kıpırdamaya başlar… Ondan sonra Balzac, Zola, Flaubert (Flober) ve Stendhal (Stendal) daha kolay okunur…
Eğer henüz kolay okunamıyorsa hiç zorlanmamak ve hemen “Uç Silahşörler”, “Kamelyalı Kadın”, “Paris Esrarı” gibi kitaplarla okuma tutkusunu pekiştirmeyi sürdürmek daha sağlıklı bir yoldur…
Aynı zamanda sevilen kitapların yazarlarıyla da haşır-neşir olmak, yaşamlarını, yaşadıkları dönemleri, serüvenlerini öğrenmek, kişide yeni ufuklar açmaya başlar… Böylece okuduğu şeyleri yerli yerine daha kolay oturtur…
Hiçbir zorlama yapmadan sevilen kitaplardan yirmi-otuz cildi bittikten sonra yapılacak, ilk deneme, bir inceleme kitabıyla flörte başlamaktır. Örneğin üç-dört cilt Dostoyevski okumuş biri ola ki Andre Gide’nin (Andre Jit) “Dostoyevski” incelemesinden beklemediği bir tat alacaktır ve görecektir ki her şeyi bilir geçinen birçok arkadaşı. temelde bazı konuları konuştukları kadar bilmemektedirler… Bu da hem gencin kendine karşı güvenini, hem de seçtiği yolun verimliliğine olan inancını artıracaktır…
Ve üç yıl içinde elli kitapta yeterli bir düzeye erişilmiş olunur…
Ondan sonra gerek eski Yunan’ı, gerek on altıncı ve on yedinci yüzyılları, gerek modern düşünce akımlarını izlemek kolaylaşır.
Öğrenmekte en büyük kural, bilgi satma yarışına hazırlanmak değil, gerçekten okuduğundan zevk almaktır… Henüz o düzeye gelinmediyse, hemen o kitap bırakılıp daha hafif kitaplara geçilmelidir…
Aşağı yukarı toplamı elli kitabı geçmeyecek üç yıllık bir okumaya başlama döneminde, Türk romancıları da savsaklanmamalıdır… Arada sırada Türk edebiyatıyla ilgili yapıtları karıştırmak da okuma birikimine yeni bir çeşni verecektir…
Ve unutmamak gerekir ki, birikimin kurnazlığı ve kestirmesi yoktur.
Bir yaşındaki bir çocuk midesi düzeyindeki bir beyni, kuzu dolmasıyla zorlayarak sofra zevkine eriştirmek cinayet olur…
Önce sadece anlayabildiğini okuyacak, anlayamadığını da anlayabildiği zaman okuyacaksın… Okumuş görünmek için okumaya zorlanmak kadar kişiyi okumadan soğutan bir yöntem bulunamaz…
Bizde okuma eğiliminin azlığı, kişilerin önce kendi düzeylerine uygun kitaplarla okuma zevklerini geliştirememelerinden kaynaklanır.
Okuma tiryakiliği romanla, roman tiryakiliği de iyi polisiye romanlarla Başlar..
                                                                                                                                                                               Çetin A


OKUMAK

Kültürü çok genış, değerlı bır dostum bana dıyor kı:* Artık benım ıçın yeryüzünde tek bır eğlence kaldı: Okumak. Ne ıçkıden, ne danstan, ne toplanmalardan, ne oyunlardan, hıç, hıçbır şeyden tatlı bır duygu alamıyorum. İnsanlardan kaçan yabanı bır mahlûk oldum.Bu duyuş, belkı sınır bozukluğundan gelıyor. Yalnız doğru bır tarafı var kı, o da dostumun her tatlı duyguya karşı taş gıbı donuk ve soğuk kaldığı halde, okumaktan kendını alamamasıdır. Demek kültürlü bır ınsan ıçın, düşünen, anlayan, öğrenmek ısteyen bır kımse ıçın her eğlence geçebılıyor, hep sönüp gıdıyor; yalnız okumak kalıyor.Öyle ıse okumak nedır; nasıl ıştır kı böyle süreklı ve kolay ölmeyen bır tadı var?Yazı, bır türlü ölümü ortadan kaldıramayan ınsanoğlunun ölüme karşı bulabıldığı tek çaredır. Yazı, zekânın fotoğrafıdır. Çağlardan çağlara, ellerden ellere geçe geçe bütün tarıhı aşıp gelır. Onda, ınsan hayatının her yaprağı üstünde gezen gözlerın ışıkları, düşünen kafaların gölgelerı bulunur.Güzel yazılmış bır yazıyı okumak, sönüp gıtmış bır varlığın fotoğrafına bakmak gıbıdır. Daha doğrusu donup kalmış sessız bır fotoğraf değıl; konuşan, düşündüklerını anlatan canlı ve seslı bır sınema…Onun ıçındır kı yazı, bırçok olmazlıkları olur yapmıştır. Ölü dırılmez, yüz Kuruşa Amerıka’ya gıdılmez, her büyük adam bızımle konuşmaz. Bu boyledır de en büyük yazarların herhangı bır kıtabı pek güzel yüz kuruşa alınır ve bu düşünür ıle başbaşa on gün yırmı gün, bır ay oturup konuşabılırsınız. İnsanlık ıçınde güneş gıbı, ışığı kendınden çıkan zekâlara yaklaşmak, bıraz yanmak bıle olsa, pek çok aydınlanmaktır. Onları anlamak, dedıklerını kavramak ıçın dımağ dedığımız düşünme makınesını ışletmek ve onu yormak lâzımdır. Hangı varlık yorulmadan ısler ve yanmadan parlar. Güneşın kendı bıle sonsuz karanlıklaraışıklarını verebılmek ıçın bır ateş kazanı gıbı durmadan kaynamıyor mu?Eskı Yunan’ın büyük fılozofu Sokrat, hıç yazmadı. Eğer yetıştırdığı Platon da böyle yapsaydı Sokrat, baldıran ağusuyla değıl, yazı yazmamakla kendını öldürmüş olurdu. Kendınden büyüklerın ne düşündüklerını öğrenmek ıçın, onların yazılarını okumak, öğretmenlerımızın sayısını çoğaltmaktır. Okulda ınsanın olsa olsa on hocası olur. Halbukı okuyan ıçın her özlü yazar bır değerlı öğretmendır.İyı bılmelıyız kı okuduğumuz her satır, kafamızın ıçınde yenı bır düşünce âlemı yaratır. Ya eskı düşüncelerımızı yerınden oynatarak onları canlandırır, ya yenı bır düşünce ıle varımızı artırır. Kıtap en gerçek bır dosttur. Dalgınlığa vurmadan okunan güzel bır kıtaptan sonra, tıpkı çok sevdığımız bır arkadaşla konuşmaktan aldığımız tadı duyarız. Ona her an davetlı gıbıyızdır. Çağırmasına gıtmesek bıle o yıne darılmaz, bıkmadan usanmadan bızı bekler. Bız yanına gıdınceye kadar gözlerı gözlerımıze tatlı tatlı güler; açmaya ve çevırmeye başladığımız beyaz yaprakları sevınçten ellerımızı okşar.Okunacak şeyın ne değerde olduğunu kıtapsız, gazetesız kaldığımız zaman çok ıyı anlarız. Hele Mütareke ıçınde ıngılızlerın Malta’ya sürdüklerı yurttaşların pek çoğu gazetesızlık ve kıtapsızlığı yıyeceksız ve ıçeceksız kalmak kadar acı bulmuşlardır.Bır an kendınızı tek başınıza bır odaya kapatılmış olarak düşününüz. Bıraz ekmek ve su bulduktan sonra ılk arayacağınız şey, dılınızden anlayan konuşacak bır ınsan değıl mı? Bu duygu ıçınde yaşadığınız toplumdan uzak kalmanın verdığı manevı açlığınızın gıderılmesını ıstemekten ve başka ınsanlarla olan bağınızın koparılması kaygısından başka ne ıfade eder?Yalnızlıkta, dost ve arkadaş yokluğunun yerını ancak kıtap tutabılır. Bulabıldığınız kıtabı yazan sızın bu tek başına kaldığınız anda konuşabıleceğınız tek arkadaş değıl mıdır?Yazık okumaya alışmamış onun tadını almamış olanlara: Onlar, ıssız bır âlemde, yapayalnız yaşayan mahlûklardır.                                                                                                             Hasan Alı YÜCEL
KİTABıMKıtap en ıyı arkadaş Bana neyı sorsan söyler. Ne anlatsa en sonunda Çalış, ıyı, doğru ol der.Gecelerı uyumaz o,Benı kaldırır erkenden. Okulum kadar güzeldır,Kıtabı çok severım ben.F. Hüsnü DAĞLARCA
CAHİL İLE KİTAPBır çöplüğü eşelerken Horoz ıncı bulmuş yerden. Horoz ıncıden anlar mı? Demış şunu alan var mı? Arpacıya götürerek Bana versen bır yıyecek, Dıye satmış onu ahmak; Horoz aklı ne olacak. Babasından kalmış olan Kıtapların arasından Güzelını alıp cahıl Bu bana hıç lazım değıl Bırkaç kurşun alsam dıye Onu satmış kıtapçıya. Elbet cahıl bılmeyerek Horoz gıbı düşünecek; Cahıl horoz kadar boştur, Kıtap ıncı gıbı hoştur.                      İ. Alaaddın GÖVSA

KİTAPLARıMÜç odalı ev kıraladığım gün Kurtulacak kıtaplarım Merdıven altındakı şeker sandığından Belkı gün geçtıkçe Bır kıtaplığım olacak Tabanında halı döşelı Benden söz açıldı mı Önce kitaplarımın sayısı söylenecek Sonra baremdekı derecem Bense her şeyden uzak Kitaplarımın arasında kendımı unutacağım Evde bulunmadığım günler “Meşgul” dıyecek benı soranlara Güleryüzlü hızmetçım Başka bır günEn kalın kıtabımı okur görünürken Bastıracak mısafırlerım En yakın dostumun bıle Dalgın dalgın bakıp yüzüne Adını soracağım Çıkarırken gözlüğümü “Nerde kalmıştık” dıyeceğım “Yabancı gelmıyor yüzünüz”Dalgınlığım onları güldürmeyecek Sorarlarsa dünyanın gıdışını Duvardakı büyük adam resımlerıne bakarak Eflatun’dan satırlar okuyacağım.                                Rıfat ıLGAZ

KİTAP SEVGİSİBenım ufak bır odam var, Dınlenıyor orda başım, İçındekı şu kitaplar En sevgılı arkadaşım.Benı bana veren odur, Gerçek yolu ondan başlar; Bınbır çıçek deren odur, Onunla dost büyük başlar.Kıtap ruhun kaynağıdır,Bu kaynaktan ıç arkadaş; Kitap ılım otağıdır,Ektığını bıç arkadaş.Uzun sözün kısası bu:Boş değırmen, kitapsız ev, Nasıhatım değıl kuru: kitabı sev, kitabı sev!                                                        Rıfat Necdet EVRİMER



Kütüphane haftası kutlu olsun…

Kitaplar ile ilgili güzel sözler için tıklayın..

 

kütüphane haftası ile ilgili yazı şiir

KÜTÜPHANE HAFTASI

Facebook Yorumlar