MOLLA CAMİ HİKAYELERİ

MOLLA CAMİ HİKAYELERİ
DİNİ HİKAYELER 6 Nisan 2016 243 defa okundu 0 yorum

MOLLA CAMİ HİKAYELERİ

Nan da Bilmiyor

Bir gün şair Asmaî halifenin sofrasında bulunuyordu. Söz döndü dolaştı paluze denilen yemeğe geldi. Şair Asmaî:

“Efendim,” dedi. “Araplardan birçoğu paluzeyi ne görmüş ne de duymuşlardır.”

Aradan zaman geçti Halife Harun Reşid ile Asmaî bir av esnasında bir bedeviye rastladılar. Harun Reşid Asmaî’ye bedeviyi huzuruna getirmesini istedi:

Asmaî adamın yanma giderek:

“Müminlerin emiri seni huzuruna istiyor,” dedi.

Bedevi:

“Müminlerin emiri burada mıdır?” diye sorunca Asmaî:

“Evet,” dedi.

“İnanmam,” dedi bedevi.

Asmaî kızarak:

“Ey veled-i zina, neden bana inanmıyorsun?” diye bağırdı.

Arabî bu söze çok sinirlenerek Asmaî’nin yakasından tutup o tarafa bu tarafa sürüklemeye başladı.

Harun Reşid bu hâle kahkahalarla gülüyordu.

Arabî Asmaî’yi sürükleye sürükleye halifenin huzuruna getirdi:

“Ben bu adamdan davacıyım, bana böyle deyip hakarette bulundu. Madem halifeysen bunun cezasını ver,” dedi.

Harun Reşid:

“öyle mi?” dedi sonra Arabî’ye dönerek:

“O zaman sen ceza olarak Asmaî’ye iki akçe vereceksin,” diye devam etti:

Bedevi neye uğradığını şaşırarak:

“Bana hem sövsün hem de iki akçe ceza ödeyeyim, böyle adalet mi olur,” diye söylendi öfkeyle.

Harun Reşid:

“Evet öyle. Benim hükmüm budur,” dedi.

Bedevi bu sefer Asmaî’ye döndü. Bunu gören Asmaî:

“Ey iki kötünün evladı, git halifenin dediği gibi dört akçe getir,” dedi.

Bunu duyan Harun Reşid, gülmekten katılarak sırtüstü düştü. Bedeviyi de yanlarına alarak şehre döndüler.

Bedevi sarayın ihtişamı karşısında serseme döndü, gözleri kamaştı. Halifenin önüne gelerek:

“Sana selam olsun ey Allah” dedi.

Yarımdakiler ikaz ettiler:

“Sus be adam, deli misin, neler söylüyorsun böyle?”

Adam bu defa:

“Selam sana ey Allah’ın (c.c.) Peygamberi,” dedi.

Yine ikaz edip susturdular. Bu defa:

“Sana selam olsun ey müminlerin emîri,” dedi.

Harun Reşid buna cevap verdi:

“Sana da selam olsun,” dedi.

Ziyafet oldu. Her türlü yemek geldi gitti. Nihayet sofraya paluze geldi. Asmaî:

“Efendim,” dedi, “bu adam paluzenin ne olduğunu bilmez. Bundan eminim,” dedi.

Halife:

“Eğer dediğin doğru çıkarsa sana on bin altın vereceğim,” dedi. Bedevi paluzeyi yemeye başlarken halife sordu:

“Bu yediğin şeyin ne olduğunu biliyor musun?”

“Allah’a (c.c.) kasem ederim ki bilmiyorum, Yüce Allah Kur’an’da hurmadan ve nardan bahsediyor, bizim oralarda hurma var, onları gördüm. Bu da nar olsa gerektir,” dedi.

Bunu duyan Asmaî söze karıştı:

“Ey müminlerin emiri bana yirmi bin altın vermeniz lazım çünkü bu adam narın da ne olduğunu bilmiyor,” dedi.

Halife bunun üzerine Asmaî’ye yirmi bin altın verdi. Bedeviye de büyük ihsanda bulundu.

 

Anası Sana Süt mü Verdi

Harun Reşid bir gün yemek yiyordu, önünde kızartılmış bir kuzu vardı. Tam bu sırada çölden bir bedevi geldi. Halife bedeviyi yemeğe çağırdı. Bedevi büyük bir iştahla kuzuyu parçalayıp yemeye başladı.

Halife bunu görünce:

“Neden böyle kuzuya kurt gibi saldırıp yiyorsun, yoksa babası sana tosladı mı?” dedi.

Bedevi aynı iştahla yemeye devam ederken şöyle dedi:

“Hayır babası bana vurmadı, lâkin ben yerken sen öyle için parçalanarak bakıyorsun ki herhalde anası sana süt vermiş olacak.”

 

Sarhoş ile Kadı

Bir gün Bağdat kadısı mescide doğru gidiyordu. Karşısına bir sarhoş çıktı:

“Yüce Allah (c.c.) seni korusun. Senin böyle yaya olarak yürümen yakışmaz dedi sonra yeminler ederek onu sırtında taşıyacağını söyledi. Bunun üzerine kadı:

“Yaklaş ey melun diyerek boynuna bindi.

Sarhoş sordu:

“Yavaş mı gideyim, yoksa hızlı mı?”

“Ne yavaş git ne de hızlı, yürüyüşüne dikkat et, tökezleme, duvar diplerinden yürü, gelene gidene çarpma,” dedi kadı.

Sarhoş:

“Binicilik kaidelerini iyi biliyorsunuz maşallah kadı efendi,” dedi.

Mescide geldiklerinde kadı sarhoşu zindana atmalarını emretti.

Buna kızan sarhoş:

“Seni yaya yürümek zahmetinde kurtaran, sana bineklik edip bu mübarek mescide getiren insana yapacağın iyilik bu mu olmalıydı, Allah (c.c.) seni ıslah etsin,” dedi.

Sarhoşun bu sözlerine karşılık kadı güldü ve onun suçunu bağışladı.

 

Lokmadaki Kıl

Bir çöl bedevisi zamanın halifesinin sofrasına oturmuş, onunla birlikte yemek yiyordu. Bir ara halifenin gözü misafirinin lokmasına ilişti. Lokmada bir kıl vardı.

“Lokmanda kıl var onu al,” dedi.

Bunu duyan bedevi hemen sofradan uzaklaştı. “Lokmasındaki kılı görecek kadar misafirinin lokmasına dikkat eden adamın sofrasında yemek yemek doğru değildir,” dedi.

 

Ben Neyim

Bir mecliste erkeklerin özelliklerinden söz açıldı. Birisi şöyle dedi:

“İki gözü olmayan yarım adamdır. Evinde güzel bir karısı olmayan yarım adamdır. Yüzme bilmeyen yarım adamdır.” Mecliste bir kör vardı, adam aynı zamanda bekârdı ve yüzme de bilmiyordu. Bağırarak şöyle dedi:

“öyle garip bir açıklama yaptın ki artık bu andan sonra, ne olduğumu bilemiyorum, lütfen söyleyin ben neyim.”

 

Öyleyse Beri Gel

Behlül Dânâ bir gün Harun Reşit’i ziyarete gitti. Vezirlerden biri Behlül’e:

“Duydun mu? Halife seni maymunlara ve domuzlara çoban tayin etti,” dedi.

Bunu duyan Behlül; adamın kulağına yapıştı.

“öyleyse beri gel, sen de benim emrimdesin artık,” dedi.

 

Dilencinin Feraseti

Dilencinin biri bir saray kapısına gelerek kapıyı çalıp sadaka istedi.

Sarayın kâhyası kapıyı açmadan seslendi:

“Kusura bakma hane sahibi burada yok,” dedi.

Bunun üzerine dilenci şöyle dedi:

“Ben bir parça ekmek istiyorum. Ev sahiplerine bir şey yapacak değilim.”

 

Ne İstiyormuş?

Kamburun birine:

“Başkaları gibi mi olmak istersin, yoksa başkalarının da senin gibi olmasını mı?” diye sormuşlar.

Kambur cevap vermiş:

“Herkesin benim gibi olmasını isterim ki onların bana şimdi baktıkları gibi ben de onlara bakayım.

 

İyi Bir Ortak

Adamın biri namazını bitirmiş dua ediyordu:

“Yarabbi beni cehennem ateşinden koru, bana cennetini nasip et.” Arkasında oturan bir kocakarı bunu duyunca:

“Yarabbi beni de bu adamın istediklerine ortak et,” diye yalvardı.

Bunu duyan adam; bu defa:

“Yarabbi bana eziyetler, işkenceler ver, darağacına çektir,” dedi.

Arkasında oturan kocakarı:

“Yarabbi bu adamın dilediklerinden beni koru, beni ona ortak etme,” diye yalvardı.

Adam arkasına döndü:

“Sen ne uğursuz bir şeysin böyle. İyi şeylerde bana ortak oluyorsun, zor şeylerde benden uzak olmak istiyorsun,” dedi.

 

Kim Yemin Etsin?

Adamın biri bir dolandırıcıdan davacı oldu. Onu kadıya götürdü. Kadı davacıya sordu:

“Bu işin böyle olduğuna dair şahidin var mı?”

Alacaklı:

“Hayır şahidim yok,” deyince, kadı:

“O zaman adama yemin ettireceğim,” dedi.

Alacaklı itiraz etti:

“Bu adam sahtekârın biri, bir anda yalan yere binlerce yemin edebilir,” dedi.

Dolandırıcı bunları duyunca:

“Ey yüce kadı. Bizim mahallede doğru sözlü, hayatında yalan nedir bilmeyen son derece sofi bir imam var, onu çağırayım benim yerime yemin etsin ki bu adamın içi rahatlasın,” dedi.

 

Hayırlı Evlat

Çocuğun birine şöyle dediler:

“Babanın bir an önce ölüp de mirasının sana kalmasını ister misin?”

Çocuk bunu duyunca isyan etti:

“Böyle bir şeyi nasıl isterim,” dedi.

“Peki ne istersin?” dediler.

“Babam öldürülsün ki hem kan bedelini alayım hem de mirası bana kalsın isterim,” diye cevap verdi.

MOLLA CAMİ DİNİ HİKAYELER

Facebook Yorumlar