BEYDEBA HİKAYELERİ KISA

BEYDEBA HİKAYELERİ KISA
DİNİ HİKAYELER 5 Nisan 2016 223 defa okundu 0 yorum

BEYDEBA HİKAYELERİ KISA

Karganın Hilesi

Bir aslan; bir kurt, bir çakal ve bir karga ile birlikte, insanların geçtikleri yola yakın bir ormanda yaşıyormuş.

Günün birinde yanlarında develerin de bulunduğu bir kısım çoban buradan geçiyormuş. Develerden biri yavaş yavaş geride kalarak gözden kaybolup ormana girip aslanın yanma gelmiş.

Aslan deveyi görünce ona sormuş:

“Nereden geliyorsun ve ne istiyorsun?”

Deve hürmetle aslanın huzurunda eğilerek nereden geldiğini anlattıktan sonra:

“Eğer kralımız izin verirlerse burada kalıp emirlerini dinleyip size hizmet etmek istiyorum,” demiş.

Devenin sözlerini beğenen aslan:

“Yanımızda kal ve bizimle birlikte huzur içinde yaşa,” demiş.

Böylece deve aslanın yanında kalarak uzun bir zaman onlarla birlikte bolluk ve huzur içinde yaşamış.

Aradan aylar, yıllar geçmiş, günün birinde aslan avlanırken azgın bir file rastlamış ve onunla kavgaya tutuşmuş. Aralarında görülmemiş şiddetli bir savaş cereyan etmiş. Sonunda aslan yaralı ve bitkin bir hâlde filin elinden kurtulmaya muvaffak olmuş. Fakat o kadar ağır yaralı ve bitkinmiş ki günlerce yerinden kıpırdayamamış.

Aslanın artıklarıyla geçinen kurt, çakal ve karga da günlerce yiyecek bir şey bulamayarak, aç kalıp zayıflayarak âdeta iğne ipliğe dönmüşler.

Aslan onların bu hâline bakıp şöyle demiş:

Yahu nedir bu hâliniz, çok zayıflayıp bozuldunuz, biraz daha beslenemezseniz korkarım ki perişan olacaksınız.”

Bunun üzerine üçü birden âdeta sözleşmişçesine:

“Biz beslenmesek de olur, asıl siz efendimizin beslenmesi ve kısa zamanda toparlanması gerek. Elimizden gelse de efendimize yiyecek bulsak,” demişler.

Bu sözlerden sonra aslan:

“Sîzler iyi arkadaşlarsınız, sözlerinizden çok etkilendim. Bir şeyler yapıp bir av bulun da hep beraber karnımızı doyuralım demiş.

Kurt, çakal ve karga bir kenara çekilip konuşmaya başlamışlar:

“Bizimle şu ot yiyen hayvan arasında en küçük bir benzerlik yok. Zaten kafası da çalışmaz. Aslana şunu parçalayıp yemesini tavsiye etsek de böylece hep birlikte kamımızı doyursak?”

Çakal buna itiraz etmiş:

“Bunu aslana asla söyleyemeyiz. Çünkü kralımız deveye burada huzur ve güven içinde yaşayacağına dair sözler verip yeminler etti,” demiş.

Bunun üzerine karga:

“Arkadaşlar, siz hiç merak etmeyin ben aslanın huzuruna çıkar, ona bunu anlatırım/’ demiş ve hemen aslanın yanma koşmuş.

Kargayı gören aslan sormuş:

“Ne oldu, bir şeyler bulabildiniz mi?”

“Yiyecek bir şeyler bulamadık lâkin düşünüp bir çare bulduk, eğer siz kralımız da razı olursanız mesele kalmaz. Böylece hepimizin de kamı kolayca doymuş olur.”

Aslan:

“Şu bulduğunuz çareyi bana da anlat bakalım,” demiş.

Karga söze başlamış:

“Şu deve aramızda dolaşıp duruyor, bize hiçbir faydası olmadığı gibi, bizlere benzer bir yanı da yok.”

Bu sözleri duyup karganın sözü nereye getirmek istediğini anlayan aslan fena hâlde kızarak şöyle demiş:

“Ne kadar kötü düşüncelisin ve ne kadar çirkin şeyler söylüyorsun. Biliyorsun ki ben deveye söz verdim. Ona dokunmayacağıma dair yeminler ettim. Sözümden dönmem mümkün değil.”

Bunun üzerine karga şöyle demiş:

“Burada önemli olan siz efendimizin canıdır. Eğer razı olur ve bana izin verirseniz verdiğiniz sözden dönmekten kurtaracağım gibi, durumunuzu düzeltecek çok güzel bir çare bulurum.”

Bu sözleri duyan aslan susmuş. Aslanın susuşunu fırsat bilen karga arkadaşlarının yanına koşmuş:

“Meseleyi kralımıza anlattım. Şimdi deveyi alarak hepimiz birden aslanın yanına gidelim. Sırasıyla her birimiz aslana kendimizi feda etmeye hazır olduğumuzu söyleyelim, birimiz konuşunca diğerimiz onun işe yaramayacağım söyleyerek ortaya atılsın,” demiş.

Böylece deveyi de yanlarına alarak aslanın huzuruna gitmişler. önce karga söze başlamış:

“Sevgili padişahım, hayatım devam ettirebilmen için yiyeceğe ihtiyacın var. Hepimiz sana fedayız. Çünkü bizler senin sayende yaşıyoruz. Eğer sen ölürsen bizim için hayat bir zindan olur. Onun için lütfen beni yiyiniz. Ben bunu canı gönülden kabul ediyorum,” demiş.

Bu sözleri duyan çakal ileriye atılarak:

“Sen ne diyorsun, senin etin nedir ki kralımız seni yemekle ne olsun. Üstelik de senin etin kötü bir ettir. Kralımız beni yesin, hem kamı doyar hem de benim etim karganınkinden daha lezzetlidir. Ben gönül nzası ile buna talibim,” demiş.

Bunun üzerine kurt ileriye atılır:

“Sen neler diyorsun yahu, senin etin çok kötü kokulu bir ettir. Fakat benim etim güzel ve lezzetlidir. Lütfen kralımız beni yesin. Bunu seve seve kabul ediyorum,” demiş.

Bundan sonra karga söze kanşır ve itiraz ederek:

“Kim ölmek isterse kurt eti yesin diye boşuna mı demiş hekimler. Kurt eti yenir mi?” demiş.

Bu sözleri duyan zavallı deve birinin kendisini savunarak kurtaracağım sanıp:

“Benim etim hepinizinkinden daha lezzetlidir. Ve ben hepinizden daha büyüğüm, kralımız beni yesin, ben buna razıyım. Etim kralıma helal olsun,” demiş.

Kurt, çakal ve karga hep birden:

“Deve çok doğru söyledi, çok iyi bir harekette bulundu. O hepimizden daha çok efendimize layık,” diyerek devenin üstüne atlayıp onu parçalamışlar.

 

Dostluk

Sazlı bir gölde yaşayan iki ördek bir kaplumbağa ile arkadaş olmuşlar. Bu dostluk ve arkadaşlık zamanla ilerlemiş, derken gölün suları çekilmeye başlamış.

Gölün suları tamamen kuruyunca ördekler başka yere göç etmeye karar vererek kaplumbağaya veda etmeye gitmişler.

“Bildiğin gibi gölün suyu çekildi. Artık burada duramayız, seninle vedalaşmaya geldik. Buradan gidiyoruz,” demişler.

Bunlan dinleyen kaplumbağa:

“Suların çekilip gölün kuruması, sizden çok beni üzer, ben de susuz yaşayamam. Beni de beraber götürün,” demiş.

Ördekler bunu seve seve kabul etmişler.

“Peki seni de götürelim gideceğimiz yere,” demişler.

Kaplumbağa:

“Beni nasıl taşıyacaksınız?” diye sormuş.

ördekler:

“Bir çubuğun her bir ucundan birimiz tutarız. Sen de çubuğun ortasından ısırırsın, böylece seni rahatlıkla gideceğimiz yere götürürüz. Yalnız bizi gören insanların söylediklerine aldırıp sakın onlara cevap vermeye kalkma, ağzını açtığın an düşüp paramparça olursun,” demişler.

Böylece ördekler kalınca bir çubuğun her iki ucundan tutmuşlar, kaplumbağa ortadan ısırmış, başlamışlar kaplumbağayı götürmeye.

Havadan giderlerken bunu gören insanlar:

“Ne tuhaf şey, iki ördek bir kaplumbağa birlikte uçuyorlar,” demeye başlamışlar.

Bunları duyan kaplumbağa onlara cevap vermek için ağzını açmış, açmca da yere düşüp paramparça olmuş.

 

Kurnazla Budala

Bir kurnazla budalanın biri bir işte ortak olmuşlar. Giderlerken budala her nasılsa geride kalmış, derken içinde bin altın bulunan bir kese bulmuş. Bulduğu altınları olduğu gibi arkadaşına göstermiş, memleketine dönüp bulunduktan şehre yaklaştıklarında parayı paylaşmak üzere bir kenara çekilmişler.

Budala olan şöyle demiş:

“Altınlarımızı paylaşalım, yarısını sen al, yarısını da ben alayım.

Kurnaz olan bu teklife yanaşmamış, çünkü paranın hepsini almayı kuruyormuş. Bu yüzden itiraz etmiş.

“Eğer bunu yaparsak ortaklığımız biter, dostluğumuz da tehlikeye düşer. Hâlbuki ben ortaklığımızın da dosduğumuzun da devam etmesini istiyorum. Onun için ihtiyacımız kadarını alalım geriye kalanı şu ağacın altına gömelim, lazım oldukça gelip alırız,” demiş.

Böylece paraları gömüp gitmişler. Bir müddet sonra kurnaz dönüp paraların tamamını alıp gitmiş.

Aradan aylar geçmiş, budalanın paraya ihtiyacı olmuş, arkadaşına gelerek:

“Paraya ihtiyacım var, gidip birlikte biraz alalım,” demiş.

İkisi birlikte gitmişler parayı gömdükleri yeri kazmışlar, tabii para yokmuş.

Kurnaz vaveylayı koparmış:

“Bu paraları sen aldın, senden başka bunun yerini bilen yoktu,” diyerek arkadaşını suçlayınca, budala yeminler ederek almadığını söylemiş.

Fakat kurnaz inanmaya yanaşmamış. Neticede hâkime gitmişler, orada da kurnaz söylediklerini tekrarlamış.

Hâkim:

“Bu söylediklerini ispat edebilir misin?” diye sorunca, “Evet,” demiş kurnaz. “Paraları altına gömdüğümüz ağaca gidip soralım, ağaç doğrusunu söyler.”

Kurnaz daha önceden babasına ağacın içine girerek saklanmasını ve ağaca sorulacak sorulara cevap vermesini tembihlemiş. Bu yüzden içi rahatmış.

Hâkim bu teklifi kabul ederek hep beraber ağacın yanına gitmişler. Hâkim ağaca paraları kimin aldığım sormuş. Ağaç cevap vererek paraları budalanın aldığını söyleyince, hâkim, ağacın etrafına odun yığdırarak ağacı ateşe vermiş. Babasının ölmek üzere olduğunu gören kurnaz, bağırıp çağırarak binbir güçlükle babasını ağacın içinden çıkarmış.

İşin aslını öğrenen hâkim; kurnaz ile babasına iyi bir sopa çektirdikten soma paraları budalaya teslim etmiş.

 

Fareler Demiri Kemirirlerse

Bir ülkede bir tacir varmış. Bir gün ticaret yapmak için ülkesinden ayrılmaya, sefere çıkmaya karar vermiş. Kendisinde bulunan yüz ton kadar demiri bir dostuna emanet ederek yola çıkmış. Bir zaman gezip dolaştıktan sonra memleketine dönmüş, dostuna giderek demirini istemiş. Dostu:

“Senin demirleri fareler kemirdi,” deyince:

“Evet farelerin dişleri çok sağlamdır, demiri bile kemirebilirler. Doğru söylüyorsun, haklısın,” demiş ve oradan ayrılarak evine doğru giderken demirlerini teslim ettiğin dostunun oğluna rastlamış. Onu alarak evine götürmüş. Bir müddet sonra dostu gelerek oğlunu görüp görmediğini sorunca:

“Dün senin yanından ayrıldığımda bir çaylağın bir çocuğu kaparak uçtuğunu gördüm. Belki o çocuk senindi,” demiş.

Dostu kızarak konuşmuş:

“öyle saçmalık olur mu, bir çaylağın bir çocuğu kapıp götürdüğü nerede görülmüş? Bu olacak şey mi?”

Adam gülerek şöyle demiş:

“Farelerin yüz ton demiri yediği bir memlekette bir çaylağın bir insan evladını kapıp götürdüğüne şaşmamak lazımdır.” Hatasını anlayan tacirin dostu:

“Senin demirini fareler değil ben yedim. Şunların parasını al da benim oğlumu geri ver,” demiş.

 

Farenin Dostluğu

Ülkelerden birinin bir şehrinin civarında avı bol bir orman varmış ve bu ormandaki büyük bir ağacın üstünde bir karga yuvası varmış. Karga bir gün yuvasında otururken çirkin yüzlü, kötü görünüşlü bir avcının geldiğini görünce iyice sinerek beklemeye başlamış. Avcı gelerek ağım kurmuş, üstüne biraz tane serperek uzaklaşıp bir yere gizlenmiş, derken güvercinlerin beyi bir sürü güvercinle birlikte gelip taneleri yemeye başlamışlar. Bir süre sonra tuzak kapanmış, güvercinler çırpınmaya başlamışlar. Avcı da yerinden kalkarak sevinçle güvercinlere doğru yürümeye başlamış. Bunu gören güvercinlerin beyi seslenmiş:

“Arkadaşlar, çırpınmayı bırakın, çünkü bu hiçbir işe yaramaz, ancak hepimiz birden kanat çırpıp uçmaya başlarsak kurtulabiliriz,” demiş.

Güvercinler söyleneni yapmışlar, avcının ağını da alarak havalanmışlar. Fakat avcı peşlerinden geliyormuş.

Bunu gören güvercinlerin beyi:

“Eğer böyle açık arazide uçmaya devam edersek avcı peşimizi bırakmaz, şehrin evlerinin üstünden uçalım,” demiş. Denileni yapıp avcıdan kurtulmuşlar. Bir dağda bulunan güvercin beyinin arkadaşı olan bir farenin bulunduğu yere varmışlar. Güvercin beyi fareyi çağırmış. Fare gelerek güvercin beyinin iplerini kesmeye başlayınca güvercin beyi buna itiraz etmiş.

“önce arkadaşlarımın iplerini kes, beni bırak,” deyince fare:

“Önce seninkileri kesip seni kurtarayım sonra onlan da keserim,” demiş.

Güvercin beyi:

“Eğer önce beni kurtarırsan yorulur ve aynı şevkle arkadaşlarımı kurtaramayabilirsin, ama önce onları kurtarırsan beni kurtarmak için aynı heyecanla çalışırsın,” demiş.

 

Açgözlülüğün Sonu

Avcının biri bir gün okunu yayını alarak ava çıkmış. Fazla uğraşmadan bir ceylan avlamış, gelirken bir domuza rastlamış, domuza bir ok atarak onu da vurmuş, fakat domuz son bir gayretle -ölmeden- avcıya yetişip onu öldürmüş. Oradan geçen bir kurt bunları görünce sevinmiş: “Bu adam, bu ceylan ve bu domuz uzun bir süre bana yeter,” demiş kendi kendine. Sonra “önce şu yayın kirişinden başlayayım,” diye düşünüp kirişi kemirmeye başlar, kirişi keser kesmez yay kurdun boğazına girerek onu öldürmüş.

 

Kedinin Kadılığı

Bir karga yuvasının yakınında yaşayan bir keklik vardı. Günün birinde keklik oradan uzaklaştı. Bir zaman ortalıkta görünmedi.

Bu zaman zarfında kekliğin yuvasına bir tavşan gelip yerleşti ve orada yaşamaya başladı.

Bir müddet sonra keklik geri geldi. Tavşanı görünce:

“Burası benim yuvam, oradan çık,” dedi.

Tavşan buna yanaşmadı ve itiraz etti:

Bunun üzerine keklik:

“Madem anlaşamıyoruz, hâkime gidelim,” dedi.

“Senin bahsettiğin bu hâkim de kim oluyor?” diye sorunca tavşan; keklik anlatmaya başladı.

“Bu hâkim deniz kenarında yaşayan bir kedidir. Gecelerini namazla, gündüzlerini oruçla geçirir. Hiçbir canlıya dokunmaz, ot yiyerek ve denizin sahile attığı şeylerle kanaat ederek geçinir.”

Bunları duyan tavşan hâkime gitmeyi kabul eder. Beraber kedinin olduğu yere doğru yollanırlar. Onların geldiğini uzaktan gören kedi hemen namaza durur ve uzun bir namaz kılar.

Onu bu hâlde gören tavşanla keklik çok memnun olurlar. Kedi ibadetini bitirdikten sonra onlara döner.

“Neden geldiniz, derdiniz nedir? Anlatın bakalım,” der.

Tavşanla keklik şikâyetlerini düe getirmeye başlarlar.

Kedi:

“Ben iyice yaşlandım. Onun için dediklerinizi duyamıyorum. Biraz daha yaklaşıp yakından anlatın,” der.

Keklikle tavşan kediye iyice yaklaşıp şikâyetlerini bir kere daha tekrar ederler.

Onları can kulağıyla dinleyen kedi:

“Meseleyi anladım, davanız hakkında hüküm vermeden önce şunu bilmenizi isterim ki ikiniz de Allah’tan korkarak hakkınıza razı olun, kimsenin hakkına tecavüz etmeyin,” diye başlayarak onlara uzun uzun nasihat eder. Bu arada onlara iyice yaklaşır ve birden adayarak ikisini de yakalar ve öldürür.

 

Hırsızın İyiliği

Zengin ve servet sahibi birinin çok güzel bir karısı varmış. Fakat kadın kocasını sevmiyormuş. Bir gece adamın evine hırsız girmiş. Adam uyuyormuş, fakat kadın uyanıkmış. Hırsızdan korkan kadın kocasının yanına koşup ona sokulmaya başlayınca, adam uyanmış; “Acaba ne oldu da bu kadın bana böylesine yakınlık göstermeye başladı,” diye düşünürken hırsızı görünce meselenin aslını anlamış; hırsıza seslenerek:

“Bu evden ne istiyorsan al, sana helal hoş olsun, senin sayende karımın sevgisini kazandım,” demiş.

Facebook Yorumlar