ŞEYH SADİ ŞİRAZİ KISA KISA HİKAYELER

ŞEYH SADİ ŞİRAZİ KISA KISA HİKAYELER
DİNİ HİKAYELER 29 Mart 2016 288 defa okundu 0 yorum

ŞEYH SADİ ŞİRAZİ KISA KISA HİKAYELER

Yüz Dirhem Şeker

Yaşlı ve fakir bir adam gelerek Hatem-i Tâi’den yüz dirhem şeker istedi. Hatem ona bir deve yükü şeker gönderdi. Bunu gören Hatem’in karısı:

“İhtiyar sizden yüz dirhem şeker istedi, siz ona bir yük gönderdiniz. Bu biraz fazlaya kaçmadı mı?” dedi.

Bunu duyan Hatem gülerek şöyle dedi:

“Ey Tâi kabilesinin izzetli ve şerefli kadım. O yaşlı adam kendi ihtiyacı kadar istedi. Ben de Hatem ailesinin cömertliğine yakışan kadarını verdim.”

 

Keşke Sen de Uyusaydın

Çok iyi hatırlıyorum. Gençliğimde ibadete pek düşkündüm. Çoğu geceler babamla birlikte ibadetle meşgul olurdum.

Yine böyle bir gecede babamla birlikte uyuyamamıştık, oturuyorduk. Ev halkı ise derin bir uykudaydı:

“Keşke şunlar böyle derin ölü gibi uyuyacaklarına içlerinden biri kalkıp hiç olmazsa iki rekât namaz kılsaydı,” dedim.

Bunu duyan babam:

“Sevgili oğlum, başkalarını çekiştirip duracağına, keşke sen de uyusaydın,” dedi.

 

İyilerin Hali

İnsanlardan biri Hz. Yakub’a:

“Ey aydınlık gönüllü, parlak fikirli Yakub, ta Mısır’dan Yusuf’un kokusunu aldın da, neden o burada kuyuda iken onun halinden haberdar olup onu göremedin?” dedi.

Hz. Yakub bunu duyunca şöyle cevap verdi:

“Bizim hâlimiz çakan şimşek gibidir, bir anda görünür, ortalık gündüz gibi olur, bir an kaybolur.”

 

Kılıcın Kesmediği Adam

Yemen’de adil, cömert ve merhamet sahibi bir padişah vardı. Bu padişah adaletle hükmeder, fakiri düşkünü gözetir, mazlumu korur, yolcuya himaye ederdi. Kendini dünyanın en cömert insanı olarak kabul ettiği için Hatem-i Tâi hakkında söylenenleri sevmez, meclisinde onun adının anılmasından hoşlanmazdı.

Etrafındakiler de bunu bildiklerinden padişahın bulunduğu yerde kimse Hatem’den bahsetmezdi.

O adil ve cömert padişah bir gün bir ziyafet verdi. Sofralar donattı, yiyecek ve içeceklerle her yeri doldurdu.

O ziyafete katılanlardan biri padişahın arzusu hilafına Hatem’den bahsetti, diğer biri de Hatem’i uzun uzun övdü. Bu da padişahın hoşuna gitmedi, içindeki kin büyüdü, Hatem’e karşı olan nefreti arttı. “Hatem denilen bu adam yeryüzünde var olduğu müddetçe ondan bana rahat yok. Onun ismini, cismini yeryüzünden kaldırmaktan başka çare kalmadı,” diye düşündü.

Ertesi gün en meşhur silahşörlerinden birini seçerek Hatemi Tâi’yi öldürsün diye gönderdi. Silahşör gide gide Tâi diyarına ulaştı. Ulaşır ulaşmaz da sevimli, güler yüzlü, cana yakın bir gençle karşılaştı. Genç güler yüzle, tatil diller dökerek silah- şörün kendisine misafir olmasını istedi. Silahşör kabul etti. Birlikte yürüyüp gencin konağına gittiler. O güler yüzlü genç, misafirini türlü türlü yiyecek ve içeceklerle ağırladı. Ona kendi eliyle hizmet etti.

Misafir o akşam orada kaldı, ertesi sabah erkenden kalkıp yoluna devam etmek istedi. Konak sahibi genç misafirine yalvardı, diller dökerek birkaç gün daha kalmasını rica etti.

Misafir:

“Çok mühim bir işim var, onu bitirip bir an önce memleketime dönmem lazım, yoksa kalırdım,” dedi.

Bunun üzerine genç:

“Eğer lütfedip söylerseniz, size yardımcı olurum, işinizi daha erken ve kolay görmüş olursunuz,” dedi.

Gencin kendisine yaptığı ikram ve cömertlik karşısında akşamdan beri zaten şaşkınlık içinde olan misafir şöyle dedi:

“Ey asil ve cömert insan, benim için yaptıklarından anlıyorum ki sen eşi bulunmaz bir kişisin ve sırrımı saklarsın. Onun için sana bunu açıklayacağım,” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Ben Yemen’den geliyorum. Nasıl bir kötülük yapmış da bizim hükümdarı kızdırmış bilmiyorum. Hükümdarım bu taraflarda bulunan Hatem-i Tâi isimli kişiyi bulup öldürmem için beni gönderdi. Bu işi bir an önce yapıp geri dönmem gerekiyor,” dedi.

Bunu duyan genç adam gülerek şöyle dedi:

“Ey yiğit silahşör, Hatem benim. Madem beni öldürmeye geldin hemen kılıcını çekip işini bitir. Biraz sonra ailem ve kabilem uyanırsa sana bir zarar verirler. işini göremezsin,” diyerek başım misafirinin önüne uzattı.

Bunu duyan misafir hayretten donakaldı. Elleri tutmaz oldu. Dudakları titreyerek şöyle dedi:

“Ey asil ve cömert insan, padişah kellemi de vurdursa, ben senin gibi güler yüzlü, tatlı dilli, tanımadığı bir yabancıya izzet ve hürmetle hizmet eden birine dokunamam.”

Silahşör geldiği gibi memleketine döndü ve vaziyeti olduğu gibi sultana arz etti. Anlatılanları duyan padişah:

“Hakikaten de Hatem söylendiği ve övüldüğü kadar varmış. Böyle bir insana kıyılmaz,” dedi.

 

Hatem’in Atı

Hatem-i Tâi’nin dillere destan siyah bir atı vardı. Bu atın dünyada eşi ve benzeri yoktu. Dağda, çölde rüzgâr gibi eser, sahralarda şahin gibi uçardı. Hiçbir at onunla boy ölçüşemezdi.

Bu atın ve Hatem-i Tâi’nin şanı Rum ülkesinin padişahının kulağına gitti. Ona:

“Hatem’in atının benzeri dünyada olmadığı gibi, Hatem gibi cömert bir adam da yeryüzüne gelmemiştir,” dediler.

Bunun üzerine diyar-ı Rum’un sultam şöyle dedi:

“Kuru kuruya Hatem şöyle cömerttir, böyle eşi ve benzeri yoktur, demek laftan ibarettir. Söylenenlerin ispatı icap eder. Ben Hatem’den o meşhur atı isteyeceğim, eğer verirse anlarız ki

söylenenler doğrudur ve Hatem cömert bir adamdır. Yok eğer vermezse Hatem’in hiç de öyle söylendiği gibi cömert, misafir-; perver olmadığı ispatlanmış olur.”

Diyar-ı Rum’un sultam böylece Hatem-i Tâi’nin diyarına kalabalık bir heyet gönderdi. Bu heyet gidip Hatem’den o meşhur j atı isteyecekti.

Atı istemeye giden heyet günler, geceler boyu süren uzun ve f yorucu bir yolculuktan sonra karanlığın her yeri sardığı bir akşam vakti menzile vararak Hatem’in huzuruna çıktı.

O gece öyle korkunç ve karanlık bir geceydi ki sanki kıyamet kopuyordu. Her an şimşekler çakıyor, yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor, rüzgâr şiddetle esiyordu.

Hatem gelen heyeti bizzat kendisi karşıladı, onlara izzet ve ikramda bulundu. Yedirdi, içirdi; yapılması gereken ne varsa | hepsini eksiksiz yerine getirdi.

Ertesi sabah heyet Hatem’in huzuruna çıktı ve neden geldiklerini bildirdiler.

Onların o şöhreti dillere destan atı istemek üzere geldiğini duyan Hatem; ah vah etti, saçmı başım yoldu, ağlayıp feryat et- ti. Bunu görenler hayretler içinde kaldı. Hatem neden soma sa- kinleşince:

“Neden akşam gelir gelmez söylemediniz. Siz geldiğinizdel fırtına vardı. Sürülerim ve çobanlarım uzakta yaylalardaydı. Onun için gecenin o vaktinde adam gönderip oradan size kesip ikram etmek için bir hayvan getirtebilmem imkânsızdı. Burada o dünyada meşhur genç attan başka bir şey yoktu. Gönlüm size bir şeyler ikram etmeden yatırmaya razı olmadığı için o atı kesip size ikram ettim. Akşam yediğiniz et o atın etiydi,” dedi.

 

Zengin ve Fakir İki Kardeş

Memleketin birinde iki kardeş vardı. Bunların biri devrin padişahının hizmetindeydi. O yüzden zengindi, bolluk içinde yaşıyordu. Diğer kardeş ise çalışarak geçimini temin etmeye çalışıyordu. Fakruzaruret içindeydi. Bir gün toksa ertesi gün açtı.

Bir gün, zengin olan kardeş fakir olana:

“Sevgili kardeşim, neden padişahın hizmetine girerek bu fakirlikten kurtulmayı düşünmüyorsun? Padişahın hizmetine gir ki bu zaruret ve fakirlikten kurtulasın,” dedi.

Fakir kardeş bunu duyunca ona şöyle dedi:

“Sen neden çalışarak geçimini sağlamayı düşünmüyorsun? Çalışarak ekmeğini kazan ki padişaha hizmet zilletinden kurtulasın.”

 

Asıl Kaza Edilmesi Gereken

Yalancı ve riyakâr bir zahit vardı. Bir gün padişaha misafir oldu. Kendi hakkında iyi düşünsünler diye yemekte gayet az yedi. Namazı ise uzun uzun kıldı.

Evine dönünce hemen sofra kurmalarını istedi. Ferasetli, iyi kalpli bir oğlu vardı.

“Padişahın sofrasından bir şeyler yemedin mi?” diye sordu. Babası:

“Orada işe yarar bir şey yemedim. Çok az yedim; fakat uzun bir namaz kıldım,” deyince, oğlu:

“Babacığım” dedi. “Namazı da kaza etsen iyi olur, çünkü işe yarar bir namaz da kılmamışsın,” dedi.

Facebook Yorumlar