Warning: file(http://www.altinoktaonalti.com/catchmeifyoucan.txt): failed to open stream: HTTP request failed! in /home/guzelguzelsoz/public_html/wp-content/themes/modaportalplus/functions.php on line 37

Warning: Invalid argument supplied for foreach() in /home/guzelguzelsoz/public_html/wp-content/themes/modaportalplus/functions.php on line 39

Rengi Kokusu Olmayan Gül- Şeyh Sadi Şirazi

Rengi Kokusu Olmayan Gül- Şeyh Sadi Şirazi
DİNİ HİKAYELER 31 Mart 2016 450 defa okundu 0 yorum

Rengi Kokusu Olmayan Gül

Bigânenin birisi Sultan Mahmud’u ayıplayarak şöyle dedi: “Ayaz’ın ahım şahım bir güzelliği yok. Bir gülün rengi kokusu olmazsa onun için öten bülbülün aklına şaşarım.”

Sultan Mahmud’un buna canı çok sıkıldı:

“Ben Ayaz’ın boyunu bosunu değil ahlakını, sadakatini seviyorum,” dedi.

Bir gün Sultan Mahmud giderken dar bir geçitte bir devesi yıkıldı. Devenin üstündeki inci mücevher dolu sandık kırıldı. İnciler mücevherler ortaya saçıldı. Sultan Mahmud bunu görünce: “Yağmadır! ” dedikten sonra atını sürüp gitti. “Yağmadır” sözünü duyan Sultan Mahmud’un bütün adamları sandığın başına üşüştü. Bir tek Ayaz incilere, mücevherlere aldırmadan atını sürüp sultanın yanından ayrılmadı.

 

Kurdun Elinden Kurtulan Koyun

Adamın biri bir koyunu bir kurdun elinden kurtardı. Alıp evine getirdi. Fakat gece olunca da bıçağı alarak koyunu yere yatırdı. Zavallı koyun bu sırada inleyerek şöyle diyordu:

“Beni kurdun ağzından kurtarırken sevinmiştim. Şimdi görüyorum ki sen benim kurdum olmuşsun.”

 

İyilik Yaparak Utandır

Gönlüm kırılmış, hâlim perişan olarak, Allah’ın (c.c.) sevgili kullarından birine dert yanarak şikâyet ettim:

“Falan kimse benim hakkımda, o fena bir kimsedir, diye şahitlik etmiş,” dedim.

O Allah (c.c.) dostu zat tebessüm ederek şöyle dedi:

“Sen iyi ol, onu böylece utandır.”

 

 

 

Hakiki Zahit Kimdir?

Padişahın birinin çok mühim bir işi vardı.

“Eğer bu işim istediğim gibi olursa şu kadar parayı sadaka olarak dağıtacağım,” diye kendi kendine ahdetti.

Bir müddet sonra padişahın işi istediği gibi halloldu.

Padişahın akıllı, ferasetli bir kölesi vardı, parayı o köleye teslim ederek:

“Bu parayı al, şehrimizdeki zahitlere dağıt,” diye emretti.

Köle parayı aldı akşama kadar dolaştı sonra gelip parayı olduğu gibi padişahın önüne bıraktı.

Padişah:

“Neden parayı dağıtmadan geri getirdin”, diye hiddetlenecek oldu.

Köle:

“Efendim emriniz üzerine bütün şehri dolaştım, fakat parayı verecek kimse bulamadım” diyerek hürmetle padişahın önünde eğildi.

Padişah bunu duyunca iyice hiddetlendi.

“Sen ne diyorsun! Benim bildiğim bu şehirde dört yüz zahit var!” diye bağırdı. Bunu duyan zeki ve ferasetli köle şu sözleri söyledi:

“Efendim bütün şehri dolaştım. Gerçek zahit olanlar parayı almak istemiyor. Parayı almak isteyen de zaten zahit olamaz.”

 

Kötüye İyilik Etmenin Faydaları

Adamın birinin damında eşek arıları yuva yapmıştı. Evin sahibi bunların yuvalarını dağıtıp onları kovmak istedi. Karısı buna razı olmadı:

“Yazıktır, hayvancıkların yuvasını bozma,” dedi.

Adamın işte olduğu bir gün o eşek anları kadının üstüne hücum edip onu sokmaya başladılar. Kadın feryat ederek sokağa fırladı, can havliyle koşup ağlamaya başladı.

Derken kocası geldi. Kadın şikâyete başlayınca:

“Karıcığım boşuna şikâyet edip durma, zavallı hayvancıklara dokunma, yazıktır diyen sen değil miydin?” dedi.

 

Muhabbet Nasıl Artar?

Ebu Hureyre (r.a.) Peygamber Efendimizin (s.a.v.) huzuruna her gün gider, onu her gün ziyaret ederdi.

Allahın Yüce Resulü (s.a.v.):

“Ya Ebu Hureyre, beni gün aşın ziyaret et ki sevgin ve muhabbetin daha ziyade olsun,” buyurdu.

 

Güneşin Kıymeti Neden Bilinmez?

Bir arife sordular:

“Güneş bu kadar parlak ve güzel iken ona gönül veren, ona âşık olan birini bugüne kadar duymadık, acaba nedendir?”

Arif gülerek şu cevabı verdi:

“Her gün görüldüğü için, sevilip kıymeti bilinmiyor. Baksanıza kışın fazla görülmediği için, yüzünü gösterince nasıl seviliyor.”

 

Katmerli Esaret

Bir zamanlar Şam’daki dostlarla oturup kalkmaktan sıkıldım. Başımı alıp Kudüs çöllerine düştüm. Bir müddet orada hayvanlarla arkadaşlık ettim. Haçlılara esir düşünceye kadar bu böyle devam etti.

Haçlılar beni esir edince Şam’a götürüp birtakım uğursuz insanlarla birlikte bana siper kazdırmaya başladılar.

Nihayet Halep’ten tanıdığım bir dost beni görünce tanıdı, on altın vererek kurtardı, kendisiyle birlikte Halep’e götürdü. Bir kızı varmış, yüz altın mihr ile bana nikâh etti.

Aradan bir zaman geçince kız huysuz, inatçı ve dikbaşlı olmaya başladı. Bir gün bana:

“Sen babamın on altına satın alıp esaretten kurtardığı adam, değil misin?” diyerek hakarette bulundu.

Ben de:

“Evet on altına Haçlı esaretinden kurtardı fakat yüz altına sana esir etti,” diye karşılık verdim.

 

İŞİN SIRRI

Bilenler derler ki, gönül erlerinin harman olduğu bir zaman diliminde, ulu sırlara ermiş bir yiğit bir kaplanın üstüne binmiş, eline aldığı yılanı kırbaç gibi kullanarak gidiyordu. Bunu görenlerden biri hayretler içinde kalarak sordu:

“Ey güzel insan, sen nasıl bir iş yaptın ki böyle bir vahşi hayvan senin emrine girdi. Lütfet de bu sırrını bana açıkla,” dedi.

O mutlu kişi düşünmeden şu cevabı verdi:

“Vahşi hayvanların bana böylesine itaat etmelerine şaşma. Sen de Allah’ın (c.c.) emirlerine uy, onlara kati olarak itaat et, göreceksin ki her şey senin emrine girecek ve sana itaat edecektir.” Derler ki sahabeden biri:

“Allah’a (c.c.) isyan ettiğimi eşeğimin hareketlerinden anlıyorum,” dedi.

“Bu nasıl oluyor,” diye sordular.

O mutlu zatın cevabı şöyle oldu:

“Ben Allah’a isyan edince eşeğim de bana isyan edip beni dinlemiyor.”

 

Şeytanın Haklılığı

Adamın biri binbir türlü yalan, hile ve tuzakla halkı kandırarak malını yiyor, sonra da şeytana lanet edip duruyordu.

Bir gün şeytan adamın karşısına çıktı; ona şöyle seslendi: | “Sen nasıl adamsın be insanoğlu. Senin gibi ahmak birine daha rastlamadım. Benim her sözümü cam gönülden dinleyerek, her türlü yalanı söylüyor; haksızlığı yapıyorsun. Sonra da kalkıp bana lanet ediyorsun.”

 

Şeytan’ın Çirkinliği

Adamın biri rüyasında şeytanı görmüş ve hayretler içinde kalmış. Zira şeytan bildiğinin aksine son derece güzel yüzlü, peri endamlı biriymiş. Yüzü güneş gibi pırıl pırılmış ve çok güzel görünüyormuş.

Adam bunu görünce hayretler içinde kalarak sormuş:

“Melekler bile senin kadar güzel olamaz. Böyle ay gibi güzel bir yüzün varken, neden dünyada çirkin olarak biliniyorsun? Resimlerin çirkin ve boynuzlu iğrenç bir şekilde çiziliyor,” demiş. Şeytan bunu duyunca derin bir ah çekmiş ve şöyle demiş: “Ah ah! Hiç sorma; O gördüğün resimlerden hiçbiri benim gerçek resimlerim değil. Ben hakikatte gördüğün gibi güzelim. Fakat ne çare ki kalem beni sevmeyen düşmanlarımın elinde.

Ben insanoğlunun atası olan Âdem’i cennetten attırdığım için, insanların bana hınçları var, bu yüzden beni çirkin olarak çiziyorlar.”

 

Kilin Cevabı

Hamamda yıkanırken bir gün dost yüzlü, gönlü şen, sevimli bir insan bana bir parça güzel kokulu kil verdi. Kil o kadar güzel kokuyordu ki sormadan edemedim:

“Ey toprak parçası olan kil, misk misin, amber misin? Senin bu güzel kokun beni mest etti,” dedim.

Toprak parçası olan kil bana şöyle cevap verdi:

“Ben ne misktenim ne de amberden, gördüğün gibi adi bir toprak parçasıyım. Fakat bir zamanlar gül bahçesinde bir müddet gülle arkadaşlık ettim. Bu koku ondan bana sindi,” dedi.

 

Akıllı Kişinin Tedbiri

Padişahın biri daha önce deniz görmemiş, gemiye binmemiş bir köleyi yanma alarak bir gemiye bindi. Köle gemiye binince korkup ağlamaya başladı. Başta padişah olmak üzere gemidekiler her ne kadar uğraştılarsa da köleyi susturmak mümkün olmadı.

Padişah çaresiz kalarak kölenin ha bire ağlayıp durmasından son derece muzdarip oldu.

Gemide akıllı ve ferasetli bir kişi vardı:

“Müsaade ederseniz ben bu köleyi sustururum,” dedi. Padişah destur verdi:

Akıllı kişi köleyi denize atmalarını emretti. Köleyi elinden ayağından tutup denize attılar. Köle birkaç kere suya batıp çıktıktan sonra saçından tutup gemiye doğru çektiler, köle tutunarak gemiye güç bela çıktı. Sessiz sedasız bir köşede oturdu.

Hayretler içinde kalan padişah o akıllı kişiye sordu:

“Bu işin sırrı nedir, bana açıkla,” dedi.

Akıllı kişi:

“Köle daha önce suya batmadığı için suyun tehlikesini, geminin kıymetini bilmiyordu. Şimdi bunu anladığı için sustu. Saadet de böyledir. Felakete duçar olmayan onun kıymetini layıkıyla bilemez,” dedi.

Facebook Yorumlar