MEVLANA KISSALARI-Hocanın Hilesi-İmrü’l-Kays’ın Aşkı-Mısır’daki Hazine-Sâkînin Tedbiri

MEVLANA  KISSALARI-Hocanın Hilesi-İmrü’l-Kays’ın Aşkı-Mısır’daki Hazine-Sâkînin Tedbiri
DİNİ HİKAYELER 24 Mart 2016 252 defa okundu 0 yorum

MEVLANA KISSALARI

Hocanın Hilesi

Fakihlerin günüydü. Bir hoca hırsla geldi. Feryat edip ağladı, binbir mazeret sıraladı. Sızlandı, fakat padişaha tesir etmedi. Hiçbir ihsan alamadı.

Aynı hoca ertesi gün ayağını eski çaputlarla sardı. Kötürümler arasına karıştı. Ayağın sağına soluna tahtalar bağladı, böylece ayağının kırık hâlini perişan göstermek istedi.

Padişah onu görünce tanıdı, yine hiçbir şey vermedi.

Daha sonraki gün hoca yüzünü bir keçe parçasıyla örttü, fakat padişah yine onu tanıdı, yine hiçbir şey vermedi.

Bir müddet sonra çarşafa bürünerek dul kadınlar araşma karıştı, elini gizledi öylece sessiz sedası durdu. Fakat padişah yine onu tanıdı ve hiçbir ihsanda bulunmadı.

Hoca yüz türlü hileye başvurdu fakat nafile.

Neticede son bir tedbir düşündü. Bir kefenciye gitti:

“Beni bir kilime sar padişahın geçeceği yolun üstüne koy, hiç sesini çıkarma, belki o zaman padişah merhamete gelip üstüme bir kefen parası atar, ne verirse seninle paylaşırız,” dedi.

Kefenci paragöz biriydi bu teklifi kabul etti. Onu bir kilime sararak padişahın yoluna bıraktı. Padişah geçerken kilimin üstüne bir miktar altın bıraktı. Hoca hemen aceleyle elini kilimin arasından çıkararak parayı aldı, parayı aldıktan sonra başını kilimin arasından çıkardı, padişaha:

“Ey bana kerem kapılarım kapayan, gördün mü sonunda senden ihsan almayı nasıl başardım,” dedi.

Padişah döndü onu tanıdı:

“Aldın, aldın fakat ey inatçı, ancak ölünce bunu başarabildin, ölmeden ölünüz hükmünün sırrı işte budur,” dedi.

 

İmrü’l-Kays’ın Aşkı

Meşhur Arap şairi aşk ateşiyle yanarak dudakları kurumuş bir hâlde Arap ülkesinde zahmetli bir yolculuktan soma nihayet Tebük’e geldi. Orada kerpiç ameleliğine başladı.

Îmrü’l-Kays’ın gelerek kerpiç ameleliğine başladığı haberi padişaha ulaştı. Padişah kalkarak gece vakti onun yanına gitti.

“Ey güzel yüzlü, tatlı sözlü, sen zamanın Yusuf usun, her ülkedeki, her şehirdeki bütün güzellikler sana ram oldu. Erler kılıcın yüzünden sana kul oldu, kadınlar aya benzeyen bu güzel yüzünden dolayı sana köle oldu. Buyur sarayımıza gel, bizi şereflendir, kendine bu eziyeti reva görme,” dedi.

Îmrü’l-Kays bunun üzerine padişahın kulağına eğilerek aşka dair birkaç sır söyledi. Padişahın aklı başından gitti.

Tebük padişahı da onun elini tuttu, onunla dost oldu, taçtan ve tahttan vazgeçerek; onunla birlikte uzak ülkelerin yolunu tuttu.

  • Aşk; büyüklere baldır, çocuklara süt O her gemiye yüklenen ve geminin ağırlığından fazla olduğu için batmasına sebep olan son yüktür.

 

Mısır’daki Hazine

Bağdat’ta büyük bir mirasa konmuş bir adam vardı. Kısa zamanda bu büyük serveti saçıp savurdu. Yoksul, muhtaç bir hâle geldi.

Miras malın vefası yoktur, insana fayda vermeden geçip gider. Mirasa konan malın kıymetini bilmez, çünkü onu hiçbir emek sarf etmeden elde etmiştir.

Mirasyedi fakirleşip zarurete düşünce ağlayıp sızlamaya, el açıp Allah’a (c.c.) yalvarmaya başladı. Günlerce yalvardıktan sonra nihayet bir gece rüyasında: “Rızka kavuşman için Mısır’a gitmen gerek, orada büyük bir hâzineye kavuşacaksın,” dendi.

Adam uyanınca hiç vakit kaybetmeden Mısır’ın yolunu tuttu. Aç susuz, perişan bir hâldeydi. Günlerce perişan bir vaziyette Mısır sokaklarında dolaştı. Ne bir parça ekmek bulabildi. Ne de hâzinenin izine rastladı. Nihayet dilenmeye karar verdi. Gündüz utandığı için geceleri dilenecekti. Bir köşeye çekilerek karanlığı bekledi. Gece olunca sokaklarda dolaşmaya başladı. Tesadüf bu ya, o sırada Mısır’da hırsızlar çoğalmıştı. Bekçi onu yakaladı, hırsız sanarak güzelce bir dövdü. O zavallı yoksul:

“Dövme, doğru söyleyeceğim,” diye feryat etti.

Bekçi:

“Peki söyle bakalım, gecenin bu vakti burada ne arıyorsun, belli ki yabancısın. Sakın yalan söyleme, bana doğru söyle!” dedi.

Adam yeminler ederek başından geçenleri anlatmaya başladı:

“Ben ne hırsızım, ne de yankesici, garip bir Bağdadiyim,” diye başlayarak rüyasını ve defineyi anlattı.

Bekçi onun doğru söylediğini anladı:

“Bre ahmak, sen nasıl akılsız bir adamsın ki bir rüyaya inanarak, bir hayale kapılıp buralara kadar gelmişsin. Ben yıllardır Bağdat’ta falan mahallenin, falan sokağındaki evin şurasında bir define saklıdır diye görüp dururum. Hiç böyle şeye inanılır mı? Bre akılsız adam, yürü git bir daha da gözüme görünme. Yoksa elimden bir daha kurtulamazsın,” dedi.

Bunları duyan adamın sevincine sınır yoktu. Çünkü bekçinin tarif ettiği ev Bağdat’ta bulunan kendi eviydi.

Sevinçle Bağdat’a doğru yola çıktı.

 

Sâkînin Tedbiri

Bir padişah mecliste oturmuş, şarap içip sarhoş olmuştu. O sırada kapının önünden bir fakih geçiyordu.

“Şunu tutup meclisimize getirin ve ona da gül renkli şaraptan sunun!” dedi.

Hocayı tutup getirdiler. Hoca suratım asıp oturdu. Padişah kendi eliyle şarap sundu, hoca kızarak reddetti, arkasını dönerek oturdu:

“Ben ömrümde bu berbat şeyi içmedim, bunun yerine bana zehir verin daha iyi,” dedi.

Padişah kızarak sâkîye:

“Ey sâkî, ne duruyorsun hocayı neşelendir, hoş ve meclisimize uygun bir hâle getir,” dedi.

Sâkî bunun üzerine hocanın başına birkaç sille vurdu:

“Al şunu iç!..” diyerek kadehi eline tutuşturdu. Hoca korkudan şarabı içti, içtikçe açıldı, neşelendi. Başladı lâtifeler yapıp meclisi neşelendirmeye.

Aradan zaman geçince hoca tuvalet ihtiyacı duydu. Kalkıp gitti. Padişahın tuvaletinde ay yüzlü bir cariye bekliyordu. Hoca onu görünce aklı başından gitti, onunla sohbete başladı, âdeta dünyayı unuttu. Uzun bir zaman geçip hoca meclise dönmeyince padişah merak edip hocanın peşinden gitti. Cariyesiyle sohbete daldığını görünce kızdı öfkelendi. Kızgınlığından gözleri kan rengini aldı. Bunu gören hoca hemen meclise döndü. Padişah da peşinden geliyordu. Meclise gelen padişahın hâlâ kızgın olduğunu gören hoca sâkîye seslendi:

“Bre sâkî, ne duruyorsun padişahı neşelendir, hoş bir hâle getir,” dedi. Çünkü sâkînin, padişahın da tepesine yumruk indirerek onu yola getireceğini sanıyordu.

Bunu duyan padişahın kızgınlığı gitti gülmeye başladı. Hocaya:

“O cariyeyi sana ihsan ettim, al git,” dedi.

Bir anne çocuğuna:

“Geceleyin mezarlıktan yahut da korkulu bir yerden geçerken gözüne bir hayal görünürse sakın korkma. Yüreğini sağlam tut, üstüne saldır. O zaman onun kaçtığım göreceksin/’ dedi.

Çocuk düşünmeden şöyle söyledi:

“Sevgili anneciğim, güzel söylüyorsun da ya o hayaletin annesi de senin söylediklerini ona söylemişse, ben ona saldırınca o da gırtlağıma sarılırsa ben o zaman ne yapacağım,” dedi.

Mevalana'dan Hikayeler

Facebook Yorumlar