En Çok Gıybeti Yapılacak Kişi- Şeyh Sadi

En Çok Gıybeti Yapılacak Kişi- Şeyh Sadi
DİNİ HİKAYELER 31 Mart 2016 276 defa okundu 0 yorum

En Çok Gıybeti Yapılacak Kişi

Kendinden bihaber sayılan meczup bir divane akıllara durgunluk verip insanları hayretler içinde bırakan şu sözleri söyledi:  “Ben eğer insanları gıybet edecek olsam anamdan başkasının gıybetini yapmazdım. Çünkü akıllı olan insan, ibadet ve iyi-î Eklerinin kendisinden alınıp anasına verilmesinin başkalarına  verilmesinden daha doğru olduğunu bilir.”

 

Cesur Hırsızlar

Gündüz kırlarda dolaşıp, geceleri hırsızlık eden biri, hırsızlık etmek için gündüz şehre indi. Çarşıya gitti bakkaldan bir şey saTIn aldı. Fakat onun hayrıNI görmedi. Çünkü bakkal eksik tartmak suretiyle aldığı şeyin hatıRI sayılır bir miktarıNI çalmışTI. Bunu fark eden hırsız elleriNİ açıp şöyle dua etti:

“Yarabbi, sen gece hırsızlık edip çalan kullarıNI bağışla, onlaRI cehennem ateşinde yakma, çünkü senin şehidi kulların gündüzÜn hırsızlık ediyorlar. Ben gece bir şey çalarken korkuyorum. Bu adamlar güpegündüz kimseden korkmuyor.”

 

Hasta ile Hekim

Adamın birinin bir gece yan tarafına müthiş bir sancı girdi. Sancı dayanılmaz hâle gelince adam bir hekime gitti.

Hekim onu muayene etti:

“Böylesine hazmı zor şeyleri bu kadar fazla yiyen birinin sabaha çıkması çok zordur. Bu hazmı zor yemekten dolayı bağırsaklar düğümlenince işin biter,” dedi. Fakat o gece hekim sabaha çıkamadan öldü. Pehlivan tam kırk yıl daha yaşadı.

 

Kime Niyet Kime Kısmet

Zavallı bir adamcağızın bir tek altını vardı. Onu da elinden düşürdü. Üzüntüyle saatlerce aradı taradı, bulamadı. Sonunda bulmaktan ümidini keserek altını aramaktan vazgeçti. Çekilip gitti.

Bir müddet geçtikten soma oradan geçen biri, hiç aklında hayalinde yokken o altını buldu, alıp sevine sevine oradan uzaklaştı.

 

Mescitteki Kir

Akıllı, fazilet sahibi bir genç Rum ülkesine geldi, onu alıp bir dergâhta misafir ettiler. Misafirlik süresi bitince pir ona:

“Mescide git orayı süpürüp temizle, tozunu sil, biriken çöpleri çıkar,” dedi. Bunu duyan genç çıkıp gitti, bir daha da oraya uğramadı.

Bir gün dervişlerden biri yolda o gence rastladı:

“Ey delikanlı, sen hiç iyi bir şey yapmadın. Bilmiyor musun ki insan hizmet ede ede yükselir ve bir yerlere ulaşır,” dedi.

Bunu duyan delikanlı şöyle dedi:

“Ey sevgili dost, ey ferasetli insan. Ben pirden o emri alınca mescidi temizlemek için oraya koştum. Baktım ki her yer pınl pınl, tertemiz. Anladım ki orada bir kirli varsa o da benim, onun için hemen orayı terk ettim.”

 

Allah İçin

Çok kötü sesli bir hafız vardı. Durmadan çok yüksek sesle Kur’an okurdu.

Bir gün bir kişi ona sordu:

“Ücretin nedir, ne kadar para alıyorsun bu iş için?”

Hafız cevap verdi:

“Bu iş için para almıyorum.”

Adam:

“öyleyse neden kendine zahmet ediyorsun?”

Bunun üzerine Hafız:

“Allah (c.c.) rızası için okuyorum,” dedi.

“Madem öyle Allah nzası için okuma,” dedi adam.

 

Yaşlı ve ihtiyaç sahibi biri, bir gençten bir akçanın dörtte birini istedi, o da verdi. Gel zaman git zaman o genç bir suç işledi padişah idamına karar verdi. Genci idam için meydana getirdiler. Halk toplandı. Tam o sırada gencin dar zamanda elinden tuttuğu ihtiyar oradan geçiyordu. Genci görünce tamdı onu kurtarmak için bir çare düşündü.

“Eyvahlar olsun padişahımız öldü!” diye feryada başladı. Bunu duyan halk da, askerler de genci bırakıp saraya koştular.

Padişah sapasağlam duruyordu. Bu arada fırsatı yakalayan genç kaçtı. İhtiyarı tutup padişahın huzuruna getirdiler.

Padişah öfke ile bağırdı:

“Bre bahtsız ihtiyar, benim gibi adil bir padişahtan nasıl bir kötülük gördün ki ölümümü istedin, padişah öldü, diye yalan uydurdun!”

Yaşlı adam sükûnetle başından geçenleri anlatıp sonunda şöyle dedi:

“Yüce efendim, benim gibi yaşlı ve zavallı birinin, ‘padişah öldü’ demesiyle padişah ölmedi. Lâkin bir can kurtuldu.”

Bu sözler padişahın hoşuna gitti ve ihtiyarı affetti.

İdamlık genç kaçarken biri onu durdurdu:

“Seni idam edeceklerdi, nasıl yaptın, ne verdin de askerlerin elinden kurtuldun?” diye sordu.

Genç hiç düşünmeden:

“Bir akçanın dörtte birini vermek suretiyle kurtuldum,” dedi.

 

Edebi Kimden Öğrendin?

Lokman Hekim’e, o büyük bilgine:

“Bu ahlak ve edebi kimden öğrendin?” diye sordular. Lokman Hekim şöyle cevap verdi:

“Edepsizlerden öğrendim; onlardan gördüğüm ve hoşuma gitmeyen her hareketi yapmayı bıraktım.”

 

Tasavvufun Hakikati

Şam diyarında bulunan şeyhlerden birine şöyle sordular: “Tasavvufun hakikati nedir?”

O mübarek zat hiç düşünmeden şöyle cevap verdi:

“Bizden önce birtakım insanlar vardı. Dış görünüşleri gayetle dağınık ve perişan; fakat iç dünyaları ise bir o kadar mükemmeldi. Yani zahirleri perişan batınları mamurdu. Manada mükemmele ulaşmışlardı. İşte tasavvuf onlar gibi insanların hâlleriydi.

Bugün ise bu işle uğraşanların dış görünüşleri mükemmel fakat iç dünyaları perişandır. Tasavvuf bunların işi değildir.”

 

 

Yakışanı Yapmak

Yağmurların sicim gibi indiği, rüzgârın şiddetle estiği, şimşeklerin ha bire kılıç çaldığı zifiri karanlık ve soğuk bir gecede, tenha bir yerde yaşlı ve fakir bir adamın zayıf ve yüklü eşeği çamura batmıştı.

Adamcağız çalıştı, çabaladı, uğraştı, didindi eşeğini ayağa kaldırıp çamurdan kurtaramadı. Bunun üzerine kızan yaşlı adam;

kötü sözler söyleyip, lanetler yağdırmaya başladı. İhtiyar ve çaresiz adamın söylediklerinden, dost, düşman, yaşlı, genç, ahali, sultan; hâsılıkelam herkes nasibini aldı.

Aksilik bu ya, o sırada devrin padişahı oradan geçiyordu. Adamın kendisine sövüp saydığını duyunca önce öfkelendi: “Bu adamın eşeğinin çamura batmasından, soğuktan, yağmurdan, benim ne suçum var. Şu münasebetsiz, kendini bilmeyen adamın başım vurdurayım da âleme ibret olsun,” diye düşündü önce, sonraysa adamın hâline acıdı. Adamlarına emir verdi. Eşeği çamurdan çıkardılar. Padişah bununla da yetinmeyerek ihtiyara altınlar verdi, ihsanda bulundu.

Bu durum kısa zamanda duyuldu.

Birisi eşeği çamura düşen yaşlı adama:

“Padişaha sövüp saydığın ve padişahın da bunlan duyduğu doğru mu?” diye sordu.

İhtiyar adam:

“Evet, öyle olduğu doğrudur,” dedi.

Soran hayretler içinde kalarak şöyle devam etti:

“Hem padişaha sövüp lanetler yağdırdın, hem de bunca ihsana nail oldun? Bu nasıl olur?”

Yaşlı adam güldü:

“O zaman eşeğim çamura saplanmıştı, geceydi, donduran bir soğuk vardı, şimşekler art arda çakıyor, yağmur aralıksız yağıyordu. Yorgun ve çaresizdim. Tenha bir yerdeydim, çaresizdim. Ben bana yakışanı yaptım. Padişah da kendine yakışanı,” dedi.

 

Her şeyi Yapan Yaptıran Allah

Cenab-ı Hakk’ı Unuttuğum Zaman Padişahlardan biri, bir abide sordu:

“Erenler bizi zaman zaman hatırlıyor musunuz? Bizi hatırladığınız var mı?”

Abit padişaha şöyle cevap verdi:

“Sultanım ne zaman Cenab-ı Hakk’ı unutursam o zaman sizi hatırlıyorum.”

 

Gecede Bir Hatim İndiren Abit

Memleketin birinde bir abit vardı, gecede on okka ekmek yer, sonra sabaha kadar uyumayarak bir hatim indirirdi:

Gönül ehli ariflerden biri bu durumdan haberdar olunca şöyle dedi:

“On okka ekmek yiyip, sabaha kadar uyumayıp hatim indireceğine, yarım ekmek yiyip sabaha kadar uyusaydı, şimdiki hâlinden daha faziletli olurdu.”

Tesadüfi olarak bir pirle arkadaş olup yola çıktık. Batı taraflarından bir su kenarına geldik. O sudan gemi olmadan geçmek mümkün değildi. Karşıya geçirmek için bir akça alıyorlardı. Ben bir akça vererek gemiye bindim. Başka param olmadığı için arkadaşımın ücretini ödeyemedim.

Gemici laftan anlamaz, Allah’tan (c.c.) korkmaz biriydi,» varıp yakarmamıza aldırmadı. Arkadaşımı geride bırakarak»gemiyi sürdü.

İçim yandı ağlamaya başladım. Bunu gören arkadaşını» “Üzülme, gemiyi götüren Allah (c.c.) beni de götürür,” diyerek seccadesini suyun üstüne serip üstüne bindi, gemiyle, birilikte karşıya geçti.

 

Ne Yapmak Lazım?

Adamın biri bir pir’e giderek:

“Efendim insanların beni ziyaret etmesinden çok rahatsız oluyorum,” dedi.

Anlayışlı pir:

“İnsanların seni ziyaret etmesini istemiyorsan eğer, gelen insanlar fakirse onlara borç para ver. Gelenler zengin ise onlardan borç para iste. O zaman kimse seni rahatsız etmez,” demiş.

 

Âlim ile Arifin Farkı

Arifin biri bir süre tekkelerde sofilerle arkadaşlık ettikten sonra onlardan ayrılıp medreseye geldi.

Merak ederek sebebini sordular:

“Âlim ile arif arasında ne fark var ki, abitler fırkasını bırakıp âlimler araşma geldin,” dediler.

Arif buna cevap vererek, şöyle dedi:

“Arif gemisini kurtaran kaptan gibidir, kendini düşünür. Âlim ise suya düşen insanlan kurtarmaya çalışan biri gibidir.”

 

Gözü Açılırsa

Zengin bir adamın son derece çirkin bir kızı vardı. Kız büyüyüp gelinlik çağa geldi. Kızın hatırı sayılır çeyizi olduğu hâlde, kimse ona talip olmadı.

Adam mecbur kalıp kızını bir köre nikâhladı.

Gel zaman git zaman o memlekete uzak bir diyardan körlerin gözlerini açan bir hekim geldi.

Adama:

“Damadını neden hekime götürüp gözlerini açtırmıyorsun?” diye sordular.

“Gözleri açılınca kızımı beğenmez diye korkuyorum,” dedi adam.

 

Ateş Böceği

Geceleri bir çıra gibi parlayan ateş böceğine birisi sormuş: “Ey gece yıldız gibi parlayan böcek, gündüzleri neden görünmüyorsun?”

Ateş böceği buna şöyle cevap vermiş:

“Ben gece de gündüz de dışarıdayım, gündüzleri saklanıp geceleri ortaya çıkmıyorum. Fakat gündüzleri güneşin parlaklığı yanında görünmez oluyorum.”

 

Hangisi Daha Makbul

Mısır diyarında iki kardeş vardı. Biri okudu devrin en büyük âlimi oldu. Diğeri çalıştı mal mülk kazanıp ülkenin en zengin adamı oldu. Aynı zamanda padişahın hazinedan oldu. Hazinedar olunca âlim kardeşini küçümseyerek:

“Allah’a şükürler olsun ki ben böyle büyük saltanata erdim, sense hâlâ sürünüyorsun,” dedi.

Âlim kardeş buna karşılık:

“Asıl ben Allah’a (c.c.) ne kadar şükretsem azdır. Ben Pey- gamber’in mirasına, sen ise Firavun ile Hâmân’ın mirasına kondun,” dedi.

 

Tabibin Şikâyeti

Acem şahlarından biri işinin ustası bir hekimi Müslümanları tedavi etsin diye Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) gönderdi.

Tabip uzun bir zaman Müslümanlar arasında yaşadı. Fakat kimse hastayım diye kendisine gelmedi.

Nihayet doktor dayanamayıp Hz. Muhammed’e (s.a.v.) giderek şikâyet etti:

“Ben buraya Müslümanlara hizmet etmek için geldim. Fakat şu kadar zamandır hiç kimse bana tedavi için gelmedi. Ben burada işimi yapamıyorum/’ dedi.

Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Benim ümmetim acıkmadan yemez, tam doymadan yemekten kalkar. Bu yüzden de hasta olmazlar.”

 

Hatem-i Tâfden Daha Zengin Adam

Hatem-i Tâi’ye:

“Yeryüzünde senden üstün, gönlü daha zengin birini gördün veya duydun mu?” diye sormuşlar.

Hatem şöyle demiş:

“Bir gün Arap beylerini davet ederek kırk deve kesmiştim. Bir ara çıkıp sahrada dolaşmaya başladık. Bir adama rastladım. Dikenleri kırıp toplayarak onları götürmeye çalışıyordu. Arkadaş dedim, ‘neden bu dikenlerle uğraşıyorsun? Hatem’in ziyafet verdiğini duymadın mı? Bu dikenlerle neden uğraşıp kendine zahmet ediyorsun?’

Adam bana:

‘Hatem’in mihnetini çekmektense, bu dikenleri taşımak daha iyidir,’ dedi. Ben o adamı kendimden daha üstün gördüm.”

Facebook Yorumlar