PADİŞAHIN KAYIP KIZLARI (KELOĞLAN MASALLARI)

PADİŞAHIN KAYIP KIZLARI (KELOĞLAN MASALLARI)
MASALLAR 18 Haziran 2015 234 defa okundu 0 yorum

PADİŞAHIN KAYIP KIZLARI

Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Anadolu’nun bir köyünde Keloğlan ile anası yaşarmış. Keloğlan akıllı mı akıllı, yiğit mi yiğit, iyilik sahibi bir oğlanmış.

Yerine göre çalışmayı da severmiş, gezip görmeyi de… Kel başını okşayan anacığı, bir öğün helal aşı dünyaya bedelmiş.

Günlerden bir gün Keloğlan yine köyünden ayrılıp yola çıkmış. Az gitmiş uz gitmiş… Ormanları, dereleri, taşları, tepeleri aşınca bir memleket görmüş.

Keloğlan uzaktan gördüğü memlekete doğru koşmuş. Ama daha oraya gelmeden önüne bir tarla çıkınca durmuş.

Bu tarlanın ekini iyice uzamış, başakları neredeyse dalında çürüyüp yere düşecekmiş.

Keloğlan, “Ne verimli güzel bir tarla. Ama ekininin biçilme vakti gelmiş geçiyor. Ziyan olup gidecek. Ekini tarlaya biri ektiğine göre sahibi var demek ki. Kim bilir başına kötü bir şey mi geldi ki bu güzel ürünü çürümeye bıraktı.” diye düşünmüş.

Sonra kel başını kaşıyıp “Yazık şu ekine, en iyisi sevabına biçeyim. Elbet biri faydalanır. Sahibi de helal süt emmiş biriyse bana karşılığını verir. Vermezse canı sağ olsun.” demiş. Kolları sıvamış. Tarlanın bir ucundan girip öteki ucundan çıkmış. Sonunda tarlayı biçmiş, ekini hazır etmiş. Etmiş ama Keloğlanın da dermanı kalmamış. Bir yandan açlık, bir yandan susuzluk… Keloğlan kendini bir gölgeye zor atmış.

Fakat daha nefes alıp vermeden karşısına bir Dev çıkmasın mı!..

Keloğlan, “Amanın! Üstüme iyilik sağlık… Bu yorgunlukta bir Dev eksikti başımda.” diye düşünmüş. Kaçsa tabanlarında kuvvet yok, kalsa Dev7in niyeti belli değil.

Keloğlan, “Ne yapsam?” diye düşünürken, Dev, “Hay sağ olasın Keleş oğlan! Ben de bu tarlayı nasıl biçeyim diye kara kara düşünüp dururdum. Beni büyük bir dertten kurtardın. Hakkını nasıl ödesem?” demiş.

Keloğlan bakmış ki Devin niyeti kötü değil, rahat bir nefes almış; “Aman Dev Efendi, insan dediğin iyilik ederek mutlu olur. Hakkım varsa helal olsun.” diye cevap vermiş.

Dev, “Olmaz!.” demiş. “Hakkını ödeyemem ama hiç olmazsa karnını doyurayım. Benim şu tepenin ardında evim, evimde besili bir kuzum, üç de kızım var. Oraya git, şu kağıdı karıma ver. Evdeki kuzuyu kızartsın da göndersin. Seninle bir güzel yiyelim.”

Çıkını azıksız, karnı aç olan Keloğlan, bu teklife hayır diyememiş. Diyememiş ama Dev’in eline tutuşturduğu kağıttan da huylanmış. Dev’in yanından ayrılınca kağıdı açıp okumuş. Okumuş ki ne görsün! Kağıtta, “Dev karısı, sana bir insan kuzusu gönderiyorum. Onu bir güzel kızart, sonra da bana getir.” yazıyormuş. Keloğlan, “Vay Dev Efendi vay!” demiş. “İyiliğime, bu kötülüğü mü layık gördün? Sana dersini vereyim de kötülüğün sonunu gör!”

Sonra da kağıttaki sözleri değiştirip doğruca Dev’in evine gitmiş…

Dev’in karısına, “Dev Efendi şu kağıdı yolladı.” demiş.

Dev’in karısı, kağıdı okumuş. Kağıtta, “Bizim kuzuyu kızart, Keloğlanla bana gönder.” yazıyormuş. Dev karısı kuzuyu kesip kızartmakla ilgilenirken kapıda bekleyen Keloğlan, “Uç kızım var dediydi. Dev’in evladı nasıl olurmuş?” diye merak edip Dev’in evine girmiş. Odaları gezerken kapısı kilitli bir odaya rastlamış. Ne etmiş nasıl etmişse kapıyı açabilmiş. İçeri girince ne görsün! Birbirinden güzel üç insan kızı, korkudan birbirlerine sarılmış, zangır zangır titriyorlar. “Korkmayın bacılar.” demiş Keloğlan. “Ben de sizin gibi insanım. Siz buraya nasıl düştünüz?”

Kızlar kendileri gibi bir insan evladını karşılarında görünce, sevinsinler mi, Dev’in eline yeni bir zavallı geçti diye üzülsünler mi bilememişler. Gözyaşı dökerek anlatmaya başlamışlar: “Biz: padişahın kızlarıyız. Bir gün bağlara gezmeye gitmiştik. Gezip dolaşırken iki ağaç dalının insan gibi konuştuğunu duyduk. Duyduğumuza inanamadık. Hem korktuk, hem şaşırdık. Üçümüz de aynı anda oradan uzaklaşmayı düşündük. İşte ne olduysa o anda oldu. Üçümüz de bayılıp düştük. Gözümüzü açınca kendimizi burada bulduk.

Günlerdir burada tutsağız. Kurtulmanın tek bir yolu var. İki dev aralarında konuşurlarken duyduk; bu yakınlarda bir nehir varmış. Devler o nehri geçmiyorlarmış. Fakat hem nehrin nerede olduğunu bilmiyoruz, hem de buradan çıkmanın yolunu… İşte bizim halimiz bu.” Sonra merakla sormuşlar: “Ya sen devlere nasıl esir düştün?”

Keloğlan, “Benimki esaret değil.” diyerek olanı biteni anlatmış. Sonra da, “Sizi kurtarmak için bir çare düşüneceğim.” diyerek kızlara ümit vermiş ve girdiği gibi evden çıkmış.

Çok geçmeden Dev’in karısı, elinde kızarmış kuzuyla gelmiş… Keloğlan kuzuyu yüklenip doğruca Deve gitmiş.

Dev, Keloğlan’ı karşısında canlı, kuzusunu da şişte kızarmış görünce çok öfkelenmiş. “Bu keleş oğlan sandığımdan akıllı çıktı, beni oyuna getirdi. Dur hele şunun icabına

evde bakayım.” diye düşünüp öfkesini belli etmemiş. Keloğlan ile Dev, kuzuyu yemişler. Dev, Keloğlan için yeni bir plan kurarken Keloğlan da kızları nasıl kaçıracağını düşünüyormuş.

Yemek bitince Keloğlan, “Yolcu yolunda gerek. Bana müsaade.” demiş.

Dev, “Olmaaz…” demiş Keloğlan’a. “Bu gece misafirimsin. Seni tarlamda ağırladım. Bir de evimde ağırlamak isterim.”

Keloğlan zaten Dev’in evine girmenin bir yolunu arıyormuş. “Nasıl istersen. Seni mi kıracağım” demiş. Böylece gün akşama varırken Dev’in evine gelmişler. Keloğlan çok yorgun olduğunu söyleyip hemen yatmak istemiş. Dev’in karısı Keloğlan’ı bir odaya almış; “Döşeği rahat, içi sıcaktır. Rahatına bak.” demiş.

Dev’in karısı uzaklaşınca Keloğlan, “Önce şunların niyetini öğreneyim.” diyerek odadan çıkmış. Odalarının önünde Dev ile karısının konuşmalarını dinlemiş.

Dev, “Şu Keloğlan bu gece şişe geçirip yavaş yavaş kızartmaz sam devliğimden utanayım.” demiş. Sonra da karısına, “Ben bıçağı kara taşta bilmeyeyim, sen ateşi tutuştur.” diye emredip işe koyulmuş.

Dev’in sözlerini işiten Keloğlan, “Amanın! Elimi çabuk tutmalıyım. Yoksa şişte Keloğlan kızartması olacağım.” demiş.

Kızların odasına giden merdivenleri sessizce tırmanmış. Sonunda kapıya gelmiş. Ne etmiş, nasıl etmişse kapıyı açıvermiş. Kızlar kapının açıldığını fark edince korkuyla ayağa kalkmışlar.

Keloğlan, “Sakin olun, gelen benim, Keloğlan.” diye fısıldamış. Kuşağında sakladığı ipi pencereden sarkıtıp kızları birer birer aşağı indirmiş; “Dev yokluğumuzu fark

edip peşimize düşmeden nehri bulmalıyız.” demiş.

Hemen yola çıkmışlar. Nehir orada mıdır, burada mıdır, deyip dolaşırlarken, kızlardan biri, “Sanki bir su sesi duydum.” demiş. Durup dinlemişler. Gerçekten de bir su sesi duyuluyormuş… Sesin geldiği yöne doğru koşmuşlar. Ne görsünler? Karanlık gecede ay gibi parlayan bir nehir! :

“Aradığımız nehir bu olmayabilirmiş Keloğlan. O sırada, “Elimden kaçamazsınız!” diye bağıran Dev’i işitmesinler mi! Dördü birden nehre atlamış yüze yüze karşı kıyıya geçmişler. Dev diğer kıyıda kalmış. Keloğlan, “Kötülüğün sonu zarardır, bilemedin mi?” diye seslenmiş, Deve…

Sonra doğruca kızların sarayına gitmişler. Padişah kızlarını karşısında sapasağlam görünce gözyaşlarını tutamamış. Kızlarını sevinçle şükürle kucaklamış.

Meğer padişahın fermanı varmış: “Kim kızlarımı bulup getirirse dilesin benden her ne dilerse!”

Padişah, kızlarından Keloğlanın yiğitliğini işitince fermanını tekrar etmiş: “Ey Keloğlan, dile benden ne dilersen!”

Keloğlan, “Aman Padişahım, iyilik karşılık için olmaz. Sağlığınızı dilerim.” demiş.

Padişah, “Keloğlan hem yiğit hem de yüce gönüllüymüş.” diye düşünürken Padişahın küçük kızı, “Eğer Keloğlan dilerse ben de onu dilerim.” deyince Keloğlan da Padişah da küçük kız da muradına ermiş… Keloğlan ile Padişah’ın kızına kırk gün kırk gece düğün yapılmış.

Gökten üç elma düşmüş. Üçü de bu masalı okuyanın başına…

KELOĞLAN MASALLARI PADİŞAHIN KAYIP KIZLARI

KELOĞLAN MASALLARI PADİŞAHIN KAYIP KIZLARI

Facebook Yorumlar